Felsefe Ders Notları 2 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Felsefe Ders Notları 2 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Nisan 2015 Pazartesi

Ebu Bekir Razi

FELSEFE Ders Notları 2
Ortaçağ Felsefesi II
Ebu Bekir Razi


İslam Düşünce Tarihinde Tabiatçı/Natüralist felsefenin en önemli temsilcisi Ebu Bekir RAzi Tahran/Rey Şehrinde doğmuştur.  Edebiyat ve musiki ile ilgilenmiş geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Aynı zamanda da hekim olan Razi tıp tarihinin önemli simaları olan Hipokrat ve Galen'den sonra tıp ilmine yaptığı önemli katkılar Razi'ye "Arapların Galeni" unvanını kazandırmıştır. 925 yılında Parkinson hastalığına yakalanan ve gözlerine katarakt inen Razi 925 yılında Rey şehrinde vefat etmiştir.

Razi ilme ve bilgiye olan tutkusunu Filozofça Yaşama (es-siretül-felsefiyye) adını verdiği otobiyografisinde "Beni tanıyanlar bilir ki, ilme karşı olan sevgim, tutkum ve bu uğurdaki çalışmalarım gençliğimden bugüne kadar aralıksız devam etmektedir. Hatta okumadığım bir kitap karşılaşmadığım bir ilim adamı olursa-büyük bir zarara uğramam söz konusu olsa dahi- her şeyi bir kenara bırakıp o kitabı okumadan ve o alimi tanımadan edemem.Bu alandaki sabırlı çalışmalarım neticesinde bir yıl zarfında "teaviz hattıyla" (müsvedde olarak) yirmibin varaktan fazla yazı yazdım."

Eğitim için seyahatlere çıkmış olan Razi çeşitli ilim ve kültür merkezlerinde edindiği Yunan, Hint, İran ve İslam tıbbına dair zengin tıp bilgisi dolayısıyla Rey'e dönüşünde hastane başhekimliğine getirildi. Otuzlu yaşlarında halife Muktefi Billah'ın daveti üzerine Bağdat'ta çok sayıda hekimin katıldığı başhekimlik sınavını birincilikle kazandı.  

Yaşadığı dönemin felsefi ve ilmi hoşgörü ortamında tabiatçı-deist felsefenin en önemli temsilcisi olmuştur. Razi bireysel ve toplumsal yahut psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarını gidererek ahlaklı ve mutlu bir hayatı gerçekleştirmesinde Allah'ın insana verdiği akıl gücü ve adalet duygusunun yeterli olduğu tezini hararetle savunmuştur. 

Harranlı Sabii ve Antik Yunan düşünürlerinden faydalanarak ortaya koyduğu iddialarına karşı Razi, ısrarla kendisine ait olduğunu savunduğu beş ezeli ilke (el-kudemaul-hamse) sisteminin temel unsurları (Yaratıcı -el Bari, Nefis - Külli Nefis, Heyula - Şekilsiz İlk Madde, Hala - Boşluk, Mutlak Mekan ve Dehr - Mutlak Zaman olarak belirlemiştir. Bunların herbirini ezeli saymakla birlikte aralarında derece ve mahiyet farkı gözeten filozofa göre yaratıcı ile nefis aktif, heyula pasif, hala ve dehr ise ne aktif ne de pasiftir.

Razi alemin yaratılışını nefsin maddeye olan tutkusuna bağlamakla, Dünyadaki kötülüğün Tanrı'dan değil, nefsin madde ile kurduğu ilişkiden kaynaklandığını söylemiştir.
Razi maddenin dinamik olduğu tezini savunmuştur.

Razi aklın önündeki engelleri kaldırmada iradenin önem taşıdığına dikkat çeker.

Ahlak anlayışını temellendirirken daha çok "filozofların üstadı ve en büyüğü" olarak gördüğü Platon'un kendisinde "velinimetim" diye söz ettiği Calinus'tan yararlanmıştır.

Razi için ahlaki erdemlerle donanmanın esas yolu, akıl ve iradenin yerli yerinde kullanılması yani bilgiyle aydınlanmak ve adaleti ilke edinmekten geçer.

Razi'ye göre ruh sağlığını sağlamanın yolu ahlak ilkelerine bağlılıktır.

Razi Platon'un insanda üç nefis bulunduğu şeklindeki görüşü benimser. Bunlar Düşünen Nefis, Hayvani Nefis ve Nebati Nefis olup ilkine ilahi, ikincisine gazabi, üçüncüsünede şehevi nefis adıda verilir. Bedenin beslenip gelişmesini ve üremeyi sağlayan nebati şehevi nefis ile öfkenin kaynağı durumundaki hayvani nefis , düşünen nefse yani akla hizmet etmek ve destek için vardır. Özellikle hayvani nefsin şehevi arzu ve tutkuları kontrol altına alması hususunda akla yardımcı olma işlevi ahlak açısından büyük önem taşır. Diğer yandan düşünen nefsin bedenden bağımsız ve ölümsüz olmasına karşılık, nebati ve hayvani nefis beden gibi ölümlüdür.

Razi aşk, kendini beğenme, çekememezlik, öfke, yalan, cimrilik, açgözlülük, sefahet, içki ve cinselliğe  düşkünlük, mal ve makam hırsı gibi bayağı duyguların yanı sıra üzün ve ölüm korkusunuda insanı karamsarlığa iten  mutlu olmasını engelleyen etkenler olarak değerlendirir.

Kitabut Tecarib Razi'nin önemli eserlerindendir.

Razi'nin şahsına kitap yazdığı Rey Valisi Mansur b. İshak'dır.

Razinin ahlak anlayışında olumlu anlamda belirleyici kavramlar: Akıl, Bilgi, Adalet

El-Kindi

FELSEFE Ders Notları 2
Ortaçağ Felsefesi II
El-Kindi


İlk islam filozofu ünvanı alan Sabbah El-Kindi'dir. Irak / Kufe şehrinde doğmuştur. Kelam hareketinin Mutezile elinde bağımsız bir ilim olarak şekillendiği dönemde yaşamıştır. Simyanın bir aldatmaca olduğunu ortaya koymuştur. Işığın yayılma ve yansımasıyla yanan/yakan aynaların yapımına dair eserleriyle de optik alanın öncü olmuştur.  Abbasi halifelerinden yakın ilgi ve destek görmüştür. Sarayda Astronom ve Astrolog olarak müneccimlik görevinde bulunmuştur. Eserlerini aralarında yakın bir dostluk ilişkisi bulunan halife Mutasım'ın oğlu Ahmed'e ithaf etmiştir.  277 civarında eser kalem almıştır. Bu eserler Tıp, Matematik, Astronomi, Metafizik, Siyaset, Psikoloji, Diyalektik, Astroloji ve kehanet vb. dallardadır. 

Halife Memun'un 215/830 da kurduğu Beytül Hikmedeki Bilgin Kaşif ve Mütercimler kadrosu içinde yer almayı da başarmıştır.

Meşşai felsefesinin ilk temsilcisidir.

McCarthy'nin tesbitlerine göre Kindi'nin eserlerinden 17'si Latinceye, 4'ü İbraniceye, modern dönemde ise 5'i Almancaya, 4'ü İtalyancaya, ikişer tanesi de İngilizce ve Fransızcaya tercüme edilmiş; böylece Kindi hem Orta Çağ hem de modern dönem Avrupasında tanınmış ve etkili olmuştur.

Kindi felsefeyi "insan sanatlarının en üstünü ve en değerlisi" olarak görür. Bu disiplini eski Yunan'ın iki büyük filozofu Platon ve Aristoteles'in Arapçaya tercüme edilen eserleri ile Platinus'un Enneadlar adlı kitabını IV-VI. bölümlerinin Esulucya adıyla Arapçaya yapılan çevirisi üzerinden tanımış kendiside aynı konuda İlk Felsefe Üzerine (Kitap fil-felsefetil-ula) adıyla bir eser kaleme almıştır. Kindi Aristoteles'ten etkilenerek "Varlık Metafiziği" ve Platinus'tan esinlenerekte "Birlik Metafiziği" yaptığı söylenebilir.

Kindi felsefe disiplinlerini sınıflandırırken varlık alanlarını dikkate alır.Bilgiye konu olan varlıklar aşağı, orta ve yüksek olmak üzere üçe ayrılır. İnsanında içinde bulunduğu doğal varlıkları konu alan fizik aşağıda, matematik ortada, metafizik ise yüksekte bulunmaktadır. 

Kozmi varlığıda değişen ve değişmeyen şeklinde iki kısma ayıran Kindi'ye göre, fizik  (tabiiyyat) değişen, metafizik (mabadet-tabiiyyat) ise değişmeyen varlıkları araştırır.

"Niçin" sorunusun varlığın gaye sebebini araştırdığını belirten Kindi'ye göre, varlığın gaye sebebide  sebebler sebebi, gerçek ve mutlak sebeb dediği Allah'tır.

Hakikat: Bir şeyin dış dünyadaki nesnel gerçekliği
Mahiyet: Zihindeki tümel kavramı
Hüviyyet: Nesnel gerçekliklerin bellli niteliklerle birbirinden ayrılması

Kindi hakikat ile hüviyyeti birlikte ifade edecek şekilde "inniyyet" terimini kullanmıştır. Buna göre filozof duyularla algılanan nesnelere ve şahıslara ait tikel gerçeklikleri "inniyyet", varlığın akılla idrak edilen cins ve türlerine ilişkin tümel gerçeklikleri de "mahiyet" terimiyle ifade etmiş olmaktadır. 

Ona göre mahiyeti olan her şeyin gerçekliği (inniyyet) vardır.

Platon'un değişim ve dönüşümden uzak gerçeklik olarak gördüğü "idea"ya karşı Aristoteles'in "cevher" kavramını ortaya koymuştur. Kindi'nin "her gerçekliğin altında yatan gerçeklik" (tinetü küllit-tine) olarak adlandırdığı cevher, "kendi kendine yeterli olan, arazlarıtaşıdığı halde kendisi değişmeyen, niteleyen değil nitelenendir". Bir başka deyişle "Cevher, kendi kendine var olan, var olmak için başkasına muhtaç olmayan, değişiklikleri taşıdığı halde özü itibariyle değişmeyen ve bütün kategorilerle nitelenendir."


Kindi'ye göre varlık ve oluşun ilkesi durumundaki heyula(ilk madde) ile suret(form) aynı zamanda güç ve fiilide ifade eder. Salt güç ve imkan halini temsil eden ilk madde çeşitli formları kabul edecek kıvamda olduğu için edilgin/pasif ilke, her çeşit niteliği kabul edip kendisi nitelik olmadığı için  de bir cevherdir.

Evreni bir organizma gibi canlı ve akıllı olduğu fikrini benimseyen Kindi bu anlayışını "bütünüyle kozmik varlığı tam teşekküllü bir canlı gibi tasarlayabilirsin; çünkü o, arasında boşluk bulunmayan tek cisimdir." ifadesiyle dile getirir.

Tarifler Üzerine adlı risalesinde çeşitli felsefe tanımlarına yer vermekle beraber, İlk Felsefe Üzerine  adlı eserinde "felsefe insanın gücü ölçüsünde varlığın hakikatini bilmesidir." şeklindeki tanımı öne çıkarır. Ona göre filozofun amacı hakikati bilmek ve ona göre davranmaktır.

Kindi Nefsin üç ayrı tanımını yapmıştır: 
  • Canlılık yeteneği bulunan ve organı olan doğal bir cismin tamamlanmış hali
  • Güç halinde canlı olan doğal bir cismin ilk yetkinliği
  • Kendiliğinden hareket eden akli (manevi) bir cevher olup bir çok güce sahiptir. 
Bu tanımlardan ilk ikisi Aristoteles'in ruh anlayışını yansıtırken üçüncüsü Pisagor ve Platon'dan bu yana spiritüalistlerin benimsediği bir görüşü ifade etmektedir.

Kindir bilgiyi ifade etmek için El ilm ve El marif tarimlerini kullanmıştır.

Kindi de bilgi teorisini klasik konuları olan bilginin kaynağı , bilginin değeri gibi meselelerle uğraşmış, duyu algıları , akıl , sezgi ve vahiy gibi meselelerin bilgi teorisi ile ilişkisi bağlamında ele almaya çalışmıştır. 

Kindi ilimleri çeşitli açılardan farklı şekillerde sınıflandırmıştır. Kindi ilimleri öncelikle dini ve insani olmak üzer ikiye ayırır:

İnsani İlimler: Felsefenin çatısı altında toplanmış olup biri doğrudan ilim, diğeri başka ilimler için bir alet ve bir başlangıç sayılmak üzere başlıca ikiye ayrılır. Doğrudan İlim olanlar da teorik ve pratik diye ikiye ayrılır. Teorik sayılanlarda altta fizik, ortada psikoloji, üstte metafizik bulunmaktadır. Psikoloji bir yönüyle fizyolojiye bağlı, bir yönüyle de metafiziğe açık olduğundan fizikten metafiziğe geçişe bir aracı ve bir eşik durumundadır. 

Kindi'ye göre Allah nefsi, latif olmayan madde ile latif olan metafizik arasında bir mertebeye koymuştur. Böylece fizikten metafizik bilgiye geçmek mümkün olmaktadır.
Pratik İlimler:  Ahlak ve Siyasetten oluşur. Başka ilimlere giriş için kullanılan araç ilimleri de mantık ve matematik olmak üzere 2 ye ayrılır. Kindi'ye göre aritmetik, geometri, astronomi ve musikiden oluşan matematik ilimleri bilmeyen bir kimse felsefeyi öğrenemez.

Kindi'ye göre Akıl: Varlığın hakikatini kavrayan basit (yalın) cevher.

Kindi, duyu ve akıl dışında sezginin de bir bilgi kaynağı olduğunu savunur. Ona göre arınıp saflaşan nefis (ruh-zihin) doğrudan bilgi edinme imkanına kavuşur ki varlığa ait tüm bilgi formları onda belirmeye başlar. Filozof, nefsin arınmışlık ve saflığı ile doğrudan ve daha net bilgi edinmesi arasında bir doğru orantının bulunduğundan söz ediyorsa  da onun işaret ettiği arınmada, mistik sezgiden farklı olarak arınan nefsin bilgiyle aydınlanması boyutu vardır. Dolayısıyla bir rasyonel sezgiden söz ettiği anlaşılan filozofa göre ruhu ve zihni arınmış olan kişilerin gördüğü rüyalar genellikle doğru çıkar.

Vahyin insan için mümkün, gerekli ve güvenilir bir bilgi kaynağı olduğu fikrini savunarak epistemolojik zeminde temellendiren ilk filozof Kindi'dir.

Varlık Hakkında araştırma ve bilgi edinmek için cevaplanması gereken sorular:
  • Varmı/dır?, 
  • Ne/dir?, 
  • Hangisi/dir?, 
  • Niçin/dir?

İslam Dünyasında Felsefenin Ortaya Çıkışı

FELSEFE Ders Notları 2
Ortaçağ Felsefesi II
İslam Dünyasında Felsefenin Ortaya Çıkışı


İslam dünyasında ilk özgün ve olgun ürünlerini VIII-XIII. yüzyıllar arasında veren özel anlamıyla "felsefe" çalışmaları başlamadan önce, özünde İslam dininin inanç, ahlak ve hukuk ilkeleri temelinde ilmi ve fikri tartışmaların yapılageldiği bilinmektedir. Fert ve toplum hayatını ilgilendiren gerek dinî ve ahlaki, gerekse hukuki, sosyal ve siyasi her türden problemin doğrudan Hz. Peygamber tarafından çözüme kavuşturulduğu mutluluk çağındaki inanç ve fikir birliği, onun irtihaliyle birlikte, yerini başta hilafet meselesi olmak üzere büyük günah, kader ve irade hürriyeti vb. birçok probleme bırakmıştı. Ayrıca büyük bir hız ve başarıyla gerçekleşen fetihlerle daha ikinci halife Hz. Ömer döneminde İslam'ın Irak, Suriye, Filistin ve Mısır'ı da içine alan geniş bir coğrafyaya yayılması, Müslümanların çok farklı inanç ve kültür çevreleriyle tanışmalarını sağlamış, bu da bazı önemli gelişmeleri beraberinde getirmişti.

İlk Ciddi Tartışma: İlk Ciddi Tartışma ve Görüş ayrılığı siyasi olup Hz. Peygamberin vefatı üzerinde yerine kimin halife olacağı konusudur. 

Kelam: İslam dininin inaç ilkelerini sistemli ve rasyonel bir şekilde  temellendirme, yabancı kültürlerin etkisiyle ortaya çıkan ve toplum hayatında olumsuzluklara  yol açma tehlikesi barındıran bidatları etkisiz kılma, İslam'a yöneltilen eleştirileri cevaplandırma işlevini üstlenen bir düşünce hareketidir.

Kelamcıların Asıl Amacı: İslam inançlarını akli temellere dayandırmak ve açıklamalara kavuşturmak.

Kelamcıların Güvenilir Bilgi Kaynakları: Sağlıklı çalışan duyular, yöntemlice işletilen akıl ve nesnesiyle örtüşen/uyumlu doğru haber. Aklın bilgi kaynağı oluşunu açıklarlarken apriori bilgiyi "bedihiyyat/apaçık", "evveliyyat/önsel" ve "zaruriyyat/zorunlu" terimleriyle ifade eden kelamcılar, "nazar" adını verdikleri akıl yürütmenin "talil/tümdengelim" ve "istikra/tümevarım" olmak üzere iki şeklinden sözederler. Kelamcıların üçüncü güvenilir bilgi kaynağı olarak gördükleri "sadık/doğru" haber'in de "mütevatir haber" ve "ilahi vahiy" olmak üzere iki türü vardır.

Kelamcıların tartıştıkları önemli konulardan birisi olan "büyük günah" veya "iman-amel ilişkisi" konusuna yaklaşımlarıyla Hariciler ve Mürcie  iki aşırı uçta yer alırken, Mutezile ve Ehl-i Sünnet  probleme daha ılımlı ve dengeli bir  şekilde yaklaşmışlardır.

Haricilere göre İman ve Amel: İmanın bir parçası olup büyük günah işleyen kimse imanını yitirmiş ve dinden çıkmış demektir.

Mürcie göre İman ve Amel: İman ile Amel ayrı şeylerdir. Kişi mümin olduğunu söylediği sürece işlediği büyük günahlara bakarak onun dinden çıktığı söylenemez.

Kader ve İrade özgürlüğü meselesinde problemi insanın sorumluluğu bağlamında irdeleyen Kaderiyye yaptığı fiiller konusunda insanın irade ve güç sahibi olduğu ve kendi fiilini kendisinin yarattığını dolayısıyla onu sunurlayıp yönlendirecek bir "kader" den söz edilemeyeceğini savunur.

Cebriyye ise Allah'ın mutlak ilim, irade ve yaratıcı kudretiyle çizdiği kader planı karşısında insanın hiçbir irade ve gücünün olmadığını ileri sürmüştür.

Kaderiyye ve Cebriyye arasında yer alan Mutezile insanın kendi fiillerini gerçekleştireceği irade ve kudreti Allah'ın ona verdiğini ancak onun bu irade ve gücü hangi şekilde kullanacağını da ezeli bilgisiyle kuşattığını söylemiştir.

Ehl-i Sünnet'in iki büyük okulundan biri olan Eşariyye, insanın bütün fiillerinin Allah tarafından bilindiği takdir edilip yaratıldığı görüşündedir. Fakat Eşariyyeye göre insanın yaptıklarından sorumlu olmasını sağlayan bir "cüz-i irade"si bulunmaktadır.

Zühd ve Ahlak Hareketi: Ebu Zerril Gıfari ve ikinci nesilden Hasan el-Basri tarafından temsil edilen ve giderek nazari/teorik bir boyut kazanan bir harekettir. Bu ahlak hareketi VII.yüzyılın ortalarından itibaren tasavvuf adıyla anılmaya mensuplarınada sufi ve mutasavvıf denilmeye başlandı.

Tasavvuf: Ekonomik zenginleşmeye tepki olarak ortaya çıkmıştır. Pek çok tanımı olan tasavvuf riyazet/maddi ilgilerin azaltılması ve tefekkür/Allah'ı anıp düşünmek suretiyle nefis tasfiyesini/iç arınmayı gerçekleştirip yüksek ahlak sahibi olmayı keşif ve ilham yoluyla hakikatin bilgisine ermeyi amaçlayan bir harekettir.

Kelam ve Tasavvufun ortaya çıkışıyla paralellik gösteren bir diğer harakette "Tercüme Hareketi"nin başlamasıdır. Artan eserlerin sığmaması nedeniyle Hizanetül Hikme halife Memun döneminde genişletilerek Beytülhikme (Felsefe Evi) adıyla anılan bağımsız bir kuruma dönüştürülmüştür. 

Dehriyye: Alemin ezeli olduğunu, bir yaratıcısının bulunmadığını ileri süren dehriyye adını "başlangıcı ve sonu olmayan zaman" anlamındaki "dehr" kelimesinden alan materyalist ve ateist bir felsefe ekolüdür. Dehri felsefesinin en önemli temsilcisi İbnül Ravendi'dir.

Tabiiyye (Tabiatçı Felsefe): Deist bir yaklaşımı esas alan tabiatçı ekol, yaratıcı kudret olarak Tanrı'nın varlığını kabul ettiği halde peygamberlik ve din kurumunu reddeder. En önemli temsilcileri:  İslam bilim ve düşünce tarihinde kimyanın kurucusu olarak adılan  Cabir bin Hayyan ve Hekim ve Kimyacı olan Ebu Bekir Razi'dir.

Ebu Bekir Razi Alemin varoluşunu "beş ezeli ilke" (el kudemaül-hamse) adını verdiği Yaratıcı (Tanrı), Nefis (Ruh), Heyula (Madde), Hala (Mekan) ve Dehr (Zaman) kavramlarıyla açıklayan Razi akıl gücü ve adalet duygusu sayesinde iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin, faydalı-zararlı ayırımını yapabilecek donanımda ve eşit konumda yaratılan insanların bir peygamber rehberliğine ihtiyaç duymayacağını ileri sürerek din kurumunu gereksiz ve anlamsız bulmakta ayrıca birçok çatışma ve savaşın nedeni olarakta dini göstermektedir.

Meşşaiyye: İslam düşünce tarihinin en geniş kadroya ve en yaygın etkiye sahip olan felsefe ekolü Aristocu geleneği sürdürmüştür. Kindi, İbn Sina ve İbn Rüşd gibi çok tanınan filozofların temsil ettiği bu ekol, Aristo'nun Arapçaya çevrilen kitaplarının yanısıra onun Yeni Eflatuncu yorumcuları tarafından yazılan şerhlerinden ve Aristo'ya maledilen sahte eserlerden de önemli ölçüde yararlanmıştır. Eflatun'un Arapçaya çevrilen yedi eserinide kullanan Meşşai Filozoflar daima Eflatun ile Aristo felsefelerini uzlaştırma çabası içerisinde olmuşlardır. Bunun tek istisnası en büyük Aristo yorumcusu İbn Rüşd'dür.

Hepsi de akılcı/rasyonalist olan meşşai filozofları vahiy, peygamberlik ve din olgusunu tanıdıklarından felsefe ile dinin uzlaştırılabileceğini savunmuşlardır.

İhvan-ı Safa: İhvan-ı Safa (Temizlik Kardeşleri) Basra merkezli gizli, gizemli bir ansikolopedist felsefe cemiyetidir. 51 risaleden oluşan bir eser yazmışlardır; Bu eser "Resail" veya "Resailu İhvani's-Safa" olarak bilinir. Amaçları bilinmemektedir. Batıni-İsmaili eğilimler taşımışlardır. Cehalet, batıl inanç ve sapkın fikirlerle kirletildiğini düşündükleri dinin ancak felsefe ile temizlenebileceğini savunan İhvan-ı Safa, insanlığın kurtuluş huzur ve mutluluğunu felsefeleşmiş din ile sağlanabileceğini ileri sürer.

İşrakiyye: XII.yüzyılın sonlarına doğru Şehabettin Sühreverdi tarafından kurulan ekol mantıki kanıtlama ve akıl yürütmenin gerçek bilgiye ulaştıramayacağı hakikatin ancak mistik tecrübe yöntemiyle bilineceğini ileri sürmüştür. Aristocu meşşailere karşı Eflatuncu bir sistem geliştiren Sühreverdi, İbn Sina ve İbn Tufeyl'in eserlerin yararlanmıştır. Ayrıca hermetik ve gnostik geleneklerden de beslenmiştir. Hikmet-ül İşrak adlı eserinde uzun süre uğraştığı bilgi sorununu ancak rüyasında Aristo'nun "çözüme nesneler dünyasında değil kendi öznel dünyasında araması ve özüne dönmesi gerektiğini" ne dair tavsiyesi sayesinde çözdüğünü anlatır. Sühreverdi felsefe ile tasavvufu kaynaştırıp özdeş hale getirmeyi amaçlıyordu.

İbnül Arabi'nin büyük yankılar uyandıran Sistemi: Vahdet-i Vucud ve Tecelli Nazariyesi

Gazzaliden önce kelamcılara Mütekaddimin denirdi.

İlk İslam Filozofu El-Kindi'dir.

Kelamın bir düşünce akımı olarak ortaya çıkması Halife Harun Reşit dönemindedir.

İslam felsefesi tarihinde saf Aristocu olarak bilinen filozof İbn Rüşd'dür.

İslam dünyasında toplumun ihtiyaçları doğrultusunda yapılan ilk tercümeler Tıp alanındadır.

Trop Adcılığı

FELSEFE Ders Notları 2
Metafizik
Trop Adcılığı


Trop: "yinelenemez tikel özellik" Her trop bir ve yalnız bir tek somut nesne tarafından dolaysız olarak taşınan, yani yinelenemez olan bir belirlenmiş özelliktir. Bir tropu taşıyan somut nesneye tropun taşıyıcısı diyoruz. Tropun ise taşıyıcısının içinde olduğunu söylüyoruz. Tropların var olup olmadıkları ise uzun süreden beri tartışma konusu olmayı sürdürüyor.

Troplar her türlü özellik gibi tekli trop ve çoklu trop olmak üzere ikiye ayrılır. Tekli tropa nitelik tropu, çoklu tropa bağıntı tropu diyoruz. Her nitelik tropunun bir ve yalnız bir taşıyıcısı olmasına karşılık, her bağıntı tropunun birden çok sayıda taşıyıcısı vardır.

Sıkı trop Adcılığına göre, "Bu kalem yeşildir" önermesinden nitelik yükleminin elenmesi ile elde edilen önerme:  "Bu kalemin yeşilliği vardır"

Trop Kuramları: Trop kategorisini temel kategori sayan kuramlardır. Trop kategorisinin yanı sıra tümel özellikleride temel kategori sayan kuramlara Gerçekçi Trop Kuramları, tümel özellikleri temel kategorileri arasında saymayanlara da Adcı Trop Kuramları diyoruz.

Sıkı Trop Adcılığı: Temel ontolojik ilişkisi somut nesne ile trop arasındaki Dolaysız Taşıma İlişkisidir. Sıkı Trop Adcılığına göre, "Acılık bir tattır" önermesinin metafizik açıklayıcısı "Acı olan her somut nesnenin acılığı bir tattır"dır. 

Sıkı Trop Adcılığında günlük dilin özne-yüklem önermelerinin içinde geçen özellik adları elenir, yani bu önermeler, içinde özellik adları geçmeyen başka önermelere dönüştürülür.

Örnek: Sıkı Trop Adcılığına göre "Sokrates beyazdır" önermesinin metafizik açıklayıcısı "Sokrates, "Sokrates'in beyazlığı" tropunu dolaysız olarak taşır"

Trop Kümesi Adcılığının Temel Kategorileri: Somut Nesne, Trop ve Küme. Bu adcılıkta tümel özelliklerin işlevini ya  doğal trop kümeleri ya da trop benzerliği kümeleri görür. Buna göre Trop Kümesi Adcılığının iki temel çeşidi vardır: Doğal Trop Kümesi Adcılığı ve Benzerlik Kümesi Adcılığı.

Doğal Trop Kümesi Adcılığı: Bu adcılık çeşidinin temel kategorileri: Somut Nesne, Trop, Küme, Doğal Nesne-Kümesi ve Doğal Trop-Kümesi kategorileridir. Bunların dışında temel ontolojik ilişki ve türetilmiş kategori yoktur. Bu Kuram Doğal Küme Adcılığının bir uzantısı sayılabilir. Nesne türü gösteren yüklem ve adlar, doğal küme adcılığında olduğu gibi, bu kuramda da doğal nesne kümelerini gösterir.

Trop-Benzerliği Kümesi Adcılığı: Temel kategorileri; Somut Nesne, Trop, Küme ve Doğal Nesne-Kümesi kategorileridir.Temel ontolojik ilişkileri ise dereceli trop-benzerliği ilişkileridir. Bunun dışında bu kuramda türetilmiş kategori olarak trop benzerliği kümeleri kategorisi vardır. Bu kuramda bir bakıma Benzerlik Adcılığının bir uzantısı sayılabilir. Nesne türü gösteren yüklem ve adlar, Benzerlik Adcılığında olduğu gibi, bu kuramda da birer benzerlik kümesini gösterirler.

Dereceli Trop Benzerliği İlişkileri
Farklı benzerlik kuvveti derecesinden olan troplar arası temel trop-benzerliği ilişkileri vardır. En kuvvetli dereceden olan trop-benzerliği ilişkisi'ne Tam Benzerlik İlişkisi, diğer derecelerden olanlarına da Tam Olmayan Benzerlik İlişkisi diyoruz. Gerek tam gerek tam olmayan benzerlik ilişkileri troplar arasında yansımalı ve bakışımlı olan ikili ilişkilerdir. Tam Benzerlik ilişkisi ayrıca geçişlidir. Tam Olmayan Benzerlik İlişkisi ise genellikle geçişli değildir.

Tümellere İlişkin Kavramcı ve Adcı Kuramlar

FELSEFE Ders Notları 2
Metafizik
Tümellere İlişkin Kavramcı ve Adcı Kuramlar


Kavramcılık: Tümellerin zihnin dışında bulunmayıp ancak zihnin içinde kavram olarak varolduğunu ileri süren görüştür.

Bir yüklemin kaplamı, o yüklemin gösterdiği kavramı örnekleyen ya da taşıyan somut nesnelerin kümesidir.

Örnekleyenleri olabilen bir kavrama tür kavramı denir.
Taşıyıcıları olabilen bir kavrama özellik kavramı denir.

Örnekleri somut nesne olan tür kavramlarına nesne türü kavramı denir.

Örnekleyenleri özellik olan tür kavramlarına özellik türü kavramı denir.

Kavramcılığın Olumlu Yönleri:
  • Kavramcı kuramlardaki kavramlar, gerçekçi kuramlarda zihinden bağımsız tümellerin metafizik işlevlerini yerine getirir
  • Gerçekci kuramlardaki tümellerden farklı olarak zihin dışında değil zihin içinde bulunurlar.
  • Zihin içinde bulunan tümellerin bilgisi, bunların akılla kavranmasına dayanır.
  • Kavramların kendileri salt akılla bilinmesine karşın bunların kaplamlarının bilgisi akılla birlikte gözlem ve deneye  de bağlıdır.
  • Uzay-zaman içinde yer almayan ve zihin dışında bulunan tümellerin akılla kavranması gerçekçi kuramlar için bir sorun olmuştur.
Kavramcılığın Olumsuz Yönleri:
  • Tümellerin zihin dışında değil yalnız zihin içinde bulunmalarıdır.
  • Kavramcı kuramların nesnel bir metafizik olması için, aynı kavramların farklı zihinlerin içinde varolabilmeleri gereklidir.
  • Nesnelliği araştırmak iin sözü geçen üçüncü temel ontolojik ilişki olan kavramların zihinde varolma ilişkisini incelemek gerekir.
  • Kavram tümel olmakla birlikte zihinden bağımsız varolabilen birşey olmadığına göre zihin içinde yer alan birşey, başka bir deyişle bir zihin içeriği olmalıdır.
Adcı Kuramlar: Tümellerin varlığını kabul etmeyen kuramlardır. Bir kısmında tümellere yer verilmediği gibi onların işlevini görecek türetilmiş bir kategoriyede yer verilmez. İki çeşidi vardır: Sıkı Adcılık ve Yüklem Adcılığı. Diğer gruptan olan adcı kuramlarda ise tümeller temel kategori sayılmaz ama onların ontolojik işlevini gören türetilmiş bir kategori ortaya konur. Bu tür kuramların ise doğal küme adcılığı ve benzerlik adcılığı olmak üzere iki biçimi vardır.

Sıkı Adcılık: Bu kuramda kabul edilen tek temel ontoloik kategori "somut nesne" kategorisidir. Temel ontolojik ilişkisi yoktur. Bu kuramda "Ahmet İnsandır", "Ahmet Kumraldır", "Ahmet Koşuyor" ve "Bu Karanfil Pempedir" gibi yalın sağduyusal bilgi ileten özne-yüklem önermeleri temel önermelerdir. Öznesi somut nesne gösteren, yüklemi ise yalnız somut nesnelere uygulanabilen özne-yüklem önermelerine temel önerme denir. Sıkı Adcılıkta doğru olan temel önermelerin metafizik açıklanmaya gereksinmesi olmadığı için, bu önermelerin kendileri metafizikçe temel önermelerdir.

Sıkı Adcılığın Temel Savı : İndirgenemez özne-yüklem önermelerinin bulunmadığını savlayan sıkı adcılıkta, öznesi soyut tekil  terim olan özne-yüklem önermeleri indirgenememektedir.

Hiçbir temel ontolojik ilişkiye yer vermemesi sıkı adcılığın önemli bir özelliğidir.

Yüklem Adcılığı: Sıkı Adcılıkta olduğu gibi, tek temel ontolojik kategori nesne kategorisidir. Bu kuramda sıkı adcılıktan farklı olarak bir temel ontolojik ilişkinin işlevini gören, dilin yüklemleri ile somut nesneler arasında uygulama ilişkisi vardır.

Doğal Küme Adcılığı: Kuramın temel kategorileri Somut Nesne, Soyut Küme ile Doğal Küme kategorileridir. Bu kuramda tümellerin işlevini gören, bu tümellerin kaplamlarıdır. Eğer tümel bir nesne türü ise, o tümelin kaplamı o nesne türünün örnekleyenleri olan somut nesnelerin kümesi demektir. Tümel bir özellik türü ise iki türlü kaplamı vardır. Biri o özellik türünün örnekleyenlerini oluşturan belirlenmişlerin kümesi demektir. İkincisi ise o özellik türünü dolaylı taşıyan somut nesnelerin kümesi demektir. Burada sözkonusu doğal kümeler, yalnız somut nesneler olan kaplamlardır.

Benzerlik Adcılığı: Kuramın temel kategorileri somut nesne kategorisi ile küme kategorisi, temel ontolojik ilişkisi ise somut nesneler arasındaki benzerlik ilişkisidir.

Benzerlik Kümeleri: Benzerlik adcılığı kuramında tümellerin işlevini gören, öğeleri benzerlik ilişkisine dayanarak tanımlanmaya çalışılan benzer somut nesne kümeleridir. Bu kümelerin bütün öğelerinin en az bir ortak özelliği olması beklenir. Bunlara benzerlik kümeleri denir.

Benzerlik Adcılığı Kuramının Ana Görevi: Her bir yüklemin ve somut tekil terim olmayan öznenin gösterdiği benzerlik kümesini belirlemektir.

Benzerlik Adcılığı kuramının temel güçlüklerinden biri, özellikleri açıklamak için ihtiyaç duyduğu benzerlik kümelerini tanımlamaktır.

Benzerlik Adcılığının olumsuz yanı, benzerlik dairelerinin hangilerinin benzerlik kümesi olduğunu belirleyen bir ölçütün bulunamaması, başka bir deyişle sezgisel olan benzerlik kümesinin biçimsel bir tanımının verilememesidir.

Tümellere İlişkin Gerçekci Kuramlar

FELSEFE Ders Notları 2
Metafizik
Tümellere İlişkin Gerçekci Kuramlar


Tümellerin varlığı konusunda gerçekci (realist), kavramcı (konseptüalist) ve adcı (nominalist) denilen üç ana görüş ortaya konmuştur. 
  • Gerçekçi görüşte tümeller zihinden bağımsız  olarak varolan dil dışı soyut  şeylerdir. 
  • Kavramcı  görüşte tümeller zihnin  dışında varolmayan ancak zihnin  içinde kavram olarak varolan şeylerdir. 
  • Adcı metafizik kuramlarda ise tümellerin dil dışı varlığı yadsınır.
Yüklemi mantıksal değişmez olmayan çoklu özne-yüklem önermelerine şu örnekleri verebiliriz:

Everest dağı ağrı dağından yüksektir.
2-li özne yüklem önermesi vardır. Yüklemi "daha yüksek"

Eskişehir, ankara ile İstanbul arasındadır.
3-lü özne-yüklem önermesi vardır. Yüklemi "arasında"

Önermelerin Metafizik Açıklaması: Bir önermenin hangi varlıklar tarafından nasıl doğru kılındığını belirleyen önermedir.

Örnek: Ahmet insandır. Ahmet'in insan türüne ait olması, Ahmet'in insan olma durumunun gerçek olduğunun, Ahmet'in insan olduğunun ve "Ahmet insandır" önermesinin doğru olduğunun bir metafizik açıklamasıdır.

Platon'un idealar kuramında iki kategori ile ilkel olan bir temel ontolojik ilişki vardır. Kategorilerden biri çıplak gözle gözlemlenebilen tam somut nesnelerin oluşturduğu tikel kategorisi, kısaca duyumsanan kategorisi, öbürü de tümellerden oluşan, dil dışı, zihin dışı ve tikellerden ayrı ve bağımsız olarak varolan idea (eidos) kategorisidir.

Örneğin: Ayşe, Belgin, Ahmet, Behçet gibi tek tek insanlar, önümdeki kırmızı elma, önümdeki kaya parçası vb. şeyler duyumsanan kategorisine girer.
Büyüklük, İyilik, Güzellik, İnsanlık vb şeyler İdea kategorisine girer.

Temel ontolojik ilişkiye ise pay alma ilişkisi denir. Bu ilişki herhangi bir sayıda şey ile bir idea arasında bir ilişkidir. Örneğin: Ayşe ile Belgin Güzellik ve İnsanlık İdeasından, Ayşe, Belgin, Ahmet ve Behçet ise İyilik  ve İnsanlık ideasından pay alırlar.

Platon'a göre, duyumsanan kategorisine ait olan şeyler gerçek olmayıp görünüş dünyasını oluştururlar. İdealar ise gerçek dünyayı oluşturur.  Duyumsanan şeyler genellikle zaman içinde değişirler, bu nedenle zaman içinde farklı zamanlarda karşıt özellikler taşırlar.

Duyumsananlar ile İdealar arasındaki pay alma ilişkisi çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. İki farklı yorumu vardır. Bunlar: Pasta Yorumu ve Benzeme Modeli'dir.

İdealar Kuramının Aksiyomları

Aksiyom 1 - Teklik Aksiyomu: "B" gibi bir yüklemin gösterdiği bir ve yalnız bir tek B-lik İdeası vardır. Bu İdea'ya B'nin kendisi denir.
Aksiyom 2 - Ayırma Aksiyomu: A şeyi B-lik ideasından pay alır ise, B-lik İdeası A şeyinden ayrıdır, dolayısıyla onunla özdeş değildir.

Aksiyom 3a - Metafizik Neden Aksiyomu: "B" yüklemi, B-lik ideasından farklı A gibi bir şeye uygulanır ise, A şeyinin B olduğu olgusunun metafizik nedeni A şeyinin "B" yükleminin gösterdiği tek B-lik ideasından pay aldığı olgusudur.

Aksiyom 3b - Metafizik Açıklama Aksiyomu: "B" yüklemi, B-lik ideasından farklı A gibi bir şeye uygulanır ise, A,B dir. önermesinin doğru olduğunun metafizik açıklayıcısı A şeyinin "B" yükleminin gösterdiği tek B-lik ideasından pay alır önermesidir.

Aksiyom 4a - Çoğun-Üzerinde-Bir Aksiyomu: Çokluğa ilişkin metafizik neden aksiyomudur.

Aksiyom 4b - Çoğun-Üzerinde-Bir Aksiyomu: Çokluğa ilişkin metafizik açıklama aksiyomudur.

Aksiyom 5 - Kendine-Uygulama Aksiyomu: "B" yüklemi, göstediği B-lik ideasına uygulanır.

Aksiyom 6 - Saflık Aksiyomu: B-lik bir idea ve "C" bir yüklem olduğunda, "C" yüklemi ile "C" yükleminin karşıtı olan yüklem B-lik ideasına birlikte uygulanamaz.

Aksiyom 7 Birlik Aksiyomu:  Her idea birdir. (İdealar sayılabilir şeylerdir.)

Üçüncü Adam Çıkarımı: Aksiyomlarla belirlenen Platon'un idealar kuramı, Platon'un kendisinin de Parmenides diyalogunda tartıştığı gibi çeşitli güçlüklere yol açar. Bunlardan biri sonsuz gerilemeye yol açan ve daha sonraları Aristoteles tarafından "Üçüncü Adam Çıkarımı" olarak adlandırılmış olan güçlüktür. İdealar kuramının özne-yüklem önermelerinin doğruluğunun metafizik açıklamasını engeller.

Aristoteles'in Kategoriler adlı eserindeki metafizik kuramı, söyleme ile içinde olma denilen iki temel ilişkiye dayanır. Bu iki ilişki yardımıyla nesne, nesne türü, tikel özellik ve özellik türü diye adlandırılan dört ontolojik kategori tanımlamıştır.

Aristoteles on kategoriye dağıtılmış olan tümelleri TOPIKA adlı kitabında dör çeşide ayırmıştır:
  • Tözsel Tümeller (ikincil tözler)
  • Ayırıcı Özellikler
  • Türe Özgü Özellikler
  • İlineksel Özellikler
Aristoteles bütün varlıkları on kategoriye ayırıp nesne ile nes türlerini töz diye bir kategori altında toplamış, nesnelere birincil töz (örneğin Sokrates), nesne türlerine ikincil töz (örneğin insan), demiştir. Birincil tözler tikel, ikincil tözler ise tümeldir.

Geri kalan varlıkları, yani özellikleri, dokuz ayrı kategoriye ayırmıştır:
  • Nicelik (Ağırlık)
  • Nitelik (Beyazlık)
  • Görelik (Daha Uzun)
  • Yer (Çarşıda)
  • Zaman (Dün)
  • Durum (Oturur olmak)
  • İyelik (Ayakkabılı)
  • Etkinlik (Okumak)
  • Edilgenlik (Saç Kestirmek)
Tözsel Tümeller: Tüm örnekleyenleri birincil töz olan türlerdir.

Bir türün sahip olduğu türe özgü özellikler, o türün bütün örnekleyenlerinin ve yalnız onların her zaman doğal olarak taşıdığı özellikler demektir.

B gibi bir özelliğin A nesnesinin ilineksel özelliği olması A'nın B'yi taşımasının da taşımamasınında olanaklı olması demektir.

İdealar Kuramında Güçlüklerin Çözümü

Üçüncü Adam Çıkarımının Çözümü: Çıkarımdaki sonsuz gerilem, Platon'un Kendine Uygulama Aksiyomunun, Aristoteles'in kuramında geçersiz olması ile önlenir.
Bütün-Parça İkileminin Çözümü: Bu ikilem Pay Alma'nın Pasta Modelinden kaynaklanır. Bir şeyin bir türe ait olması yani türün o şey için söylenmesi türün o şeyin bir parçası olması değildir. Örneğin: Adam türü ona ait olan Sokrates'in bir parçası olamaz. Böylece ikilemin ortaya çıkmadığını görürüz.

Benzeme Modelinin Yol Açtığı Sonsuz Gerilemenin Çözümü: Bu modelde bir şeyin bir ideadan pay alması, o şeyin ideaya benzemesi demektir. Modelin yol açtığı sonsuz gerileme, Benzeme ilişkisinin bakışımlı olmasından kaynaklanır. Oysa Pay Almanın karşılığı olan Ait Olma ya da Sahip Olma bakışımlı değildir.

Platon'un İdealar Kuramı ve Aristoteles'in Tözsel ve Tözsel Olmayan Tümeller Kuramı, gerçekçi tümeller kuramlarının en önemli iki örneğidir.

Bunlardan farklı olarak birçok gerçekçi tümel kuramları ortaya konmuştur.Gerçekçi tümel kuramları Platoncu ve Aristotelesci olmak üzere  ikiye ayrılır. Platoncu kuramlarda hiç bir örnekleyeni veya taşıyıcısı varlık olmayan tümeller bulunurken, Aristotelesci kuramlarda her tümelin örnekleyenleri ve taşıyıcıları bulunur.

"ÇALIŞKANLIK BİR ERDEMDİR."  gibi bazı özne-yüklem önermelerinin metafizik açıklamasının, salt somut nesnelere ilişkin önermelere çevrilemediği için, gerçekçi tümel kuramlarına dayanmadan, yani tümellerin varlığını kabul etmeden, yapılamayacağı savunulabilir. Bu gerçekçi tümel kuramlarının en olumluı yönüdür.

Gerçekci tümel kuramlarına yapılan en yaygın eleştiri "Ockhamlı'nın Usturası" diye anılan ontolojik tutumluluk ilkesine aykırı olmasıdır. Bu ilke "metafizik kuramlarda gereğinden fazla şeylerin varlığını kabul etmeme" ilkesidir.

Gerçekci Tümel Kuramların Olumsuz Yönleri
  • Russel Paradoksu
  • Sonsuz Gerileme Sorunları
  • 1-li Özelliğe ilişkin Sonsuz Gerileme
  • 2-li Özelliğe ilişkin Sonsuz Gerileme

Ontolojik Kategoriler

FELSEFE Ders Notları 2
Metafizik
Ontolojik Kategoriler


Metafizik: "Metafizik" teriminin kökeni eski Yunanca "sonra" ya da "ötesi" anlamına gelen "meta" ön eki ile "doğa"  ya da "fizik" anlamına gelen "phusis" sözcüğüne dayanmaktadır.

"Metafizik" (metaphysica) terimi, "ta meta ta physika biblia", yani "fizik üzerine yazılan notlardan sonra gelen notlar" ifadesi, ilk kez Rodoslu Andronikos tarafından Aristoteles'in bir kısmını "ilk felsefe" olarak nitelendirdiği yazılarından oluşan derlemeyi adlandırmak için kullanılmıştır. 

Metafiziğin Konusu: Ontoloji anlamındaki metafiziğin konusu varolan ve varolabilen şeylerin tümüdür. Bütün şeylerin ontolojik kategori, kısaca kategori, denilen en üst türlerinden oluştuğunu söyleyebiliriz. Bu ketegorilerin en önemlileri arasında nesne ile özellik kategorilerini gösterebiliriz. 

Varlıkbilim anlamındaki metafiziğin konusu varolan ve varolabilen şeylerin türüdür.

Özel bilimlerde, bu bilimlerin konusu olan şeylerin varlığı sorgulanmadan o bilimin örtük  öndayanağı olarak tartışmasız  kabul  edilir.  

Özel Metafizik Alanları: 
  • Rasyonel Kozmoloji - Fiziksel Nesne Kategorisi - Salt Akıllla inceler.
  • Rasyonel Teoloji - Tanrı'yı vahiy yoluyla değil Salt Akılla inceler.
  • Rasyonel Psikoloji  - Zihinsel Nesne Kategorisi - Salt Akılla inceler.
Metafizikte Kuramın Temel Kategorileri: Metafizikte ise  konusunu oluşturan kategorilere ait şeylerin  varlığı bir öndayanak olarak kabul  edilmeyip bu şeylerin  varolup olmadığı  bir metafizik kuram  çerçevesinde dizgesel (sistemsel) olarak irdelenir. 

Temel kategoriler yardımıyla tanımlanabilen kategorilere kuramın türetilmiş kategorileri denir.

Metafiziğin Amaçları: 
  • Varolan, varolabilen  bütün şeyleri kategorilere ayırıp aralarındaki temel ilişkileri ortaya koymak,
  • Bu kategorilerden hangilerine ait şeylerin varolup varolmadığını araştırmak,
  • Varolduğu gösterilmiş kategorilerin hangilerinin temel kategori olduğunu saptamak,
  • Varolduğu gösterilmiş fakat temel kategori olmayan kategorileri temel kategorilere indirgemek,
  • Bu amaçlara ulaşılırken karşılaşılan problemleri ortaya koymak ve çözüm önerisi getirmek,
  • Bu amaçları yerine getiren doğru metafizik önermelerden oluşan doyurucu metafizik kuram ortaya koymak.
Metafizik önermelerin yapısını açıklamak için önce analitik ve sentetik önermeler ile a priori ve aposteriori önermeler arasındaki farklar ortaya koyulur.

Sentetik ve Doğru Önermeler a priori ve aposteriori olmak üzere ikiye ayrılır.

"Bir önerme a priori doğrudur" demek "bu önermenin doğru olduğunu gözlem ve deneyden bağımsız olarak tek başına akılla bilinebilir" demektir.

"Bir önerme a posteriori doğrudur" demek "bu önerme doğrudur fakat a priori değildir" demek, yani "bu önermenin doğru olduğu tek başına akılla değil gözlem ve deney ile bilinebilir" demektir.

Bu durumda bütün doğru önermeler üç türe ayrılır:
  1. Analitik a priori doğrular
  2. Sentetik a posteriori doğrular
  3. Sentetik a priori doğrular
Bir önerme için "sentetik doğrudur" demek "Bu önerme doğrudur ancak analitik değildir." demektir.

Metafizik Öndayanakların Nitelikleri
  • Sağduyu ve sezgilerimizden kaynaklanan, kuşku duyulmayıp kesin sayılan kanılardır.
  • Örtük, tam bilincine varılmayan, tam olarak dile getirilemeyen kanılardır. 
  • Doğru olup olmadıkları biçimsel ve deneysel bilimlerin yöntemleriyle sınanamazlar.
  • Kategorilere ilişkin varlık iddialarımızı dile getirirler.
  • Gerek gün yaşantının gerekse bilimsel bilgilerin öndayanaklarını oluştururlar.
  • Bunlar geniş ölçüde insanların ortak kanıları sayılabilmekle birlikte kişiden kişiye bazı değişiklikler gösterebilirler.
  • Bu kanılar arasında tam bir uyum ve tutarlılık olmadığından dizgesel bir bütün oluşturmazlar.
Türün Kaplamı: Bir türün varolan örnekleyenlerinin kümesine o türün kaplamı denir.

Bir şeyi örnekleyen şeye  (tek başına) örnekleyen, örnekleyeni olduğu şeye de (tek başına) tür denir.

Olanaklı Kaplam: Bir türün tüm örnekleyenlerinin kümesine o türün  olanaklı kaplamı denir. Herhangi bir türün olanaklı kaplamı boş küme değildir, birden çok sayıda öğesi bulunur.

Tümel: Varolan veya olanaklı örnekleyeni bulunan bir şeydir.
Tikel: Varolan veya olanaklı örnekleyeni bulunmayan şeydir.

Buna göre tümeller cinsler ve türler, tikeller ise bunların örnekleyenleridir.

Yinelenebilen Tikel Özellikler: Birden çok sayıda şey tarafından taşınabilen özellikler.
Yinelenemeyen Tikel Özellikler:  Yalnız bir şey tarafından taşınabilen özellikler.

Tikel Özellik: Bir şey tarafından taşınan şeydir.
Tümel  Özellik: Örnekleyeni tikel özellik olan tümeldir.

Nesne: Hiçbir örnekleyeni ve hiçbir taşıyanı olmayan şeydir. Bazı şeyleri örnekleyen ve bazı şeyleri taşıyan şeydir. Nesne türü ise bütün örnekleyenleri nesne olan tümeldir.

Dolaylı Taşıma: Tikel özellikler, onları taşıyan nesneler ile örneklendikleri tümel özellikleri (yani özellik türleri) arasında bir ilişki kurar. Bu ilişkiye dolaylı taşıma denir.

Tümeller, yani nesne türleri ile özellik türleri uzay/zaman içinde yer almazlar. Bazı tümellerin örnekleyenleri yani bazı nesne ve bazı tikel özellikler uzay/zaman içinde yer alırlar.

Örnek: Kırmızı elma ile bu elmanın kırmızı tonu  belli bir uzay/zaman bölgesini kaplar. Ama bunu elma nesne türü ile kırmızılık özellik türü için söyleyemeyiz. Uzay/zaman içinde yer almayan bütün şeylere ister tümel ister tikel olsun soyut şeyler denir. Buna göre bütün tümellerin soyut şeyler olduğunu söyleyebiliriz.

Olay Kategorisi: Olay ortaya çıkan şey demektir. Olaylar üç öğe ile ayırt edilir:
  • Bir veya birden çok sayıda somut nesne
  • Belli bir zaman veya uzay bölgesi
  • Sözü geçen nesnelerin o zaman ve uzay bölgesinde taşıdıkları özellik veya özellikler
Bu üç öğeyi gözönünde tutarak olayları  yalın olaylar ve karmaşık olaylar  olarak iki olay türüne ayırabiliriz.  

Fiziksel Yalın Olay: A gibi bir somut nesnenin T gibi bir zaman anı ve U gibi bir uzay bölgesinde B olma gibi bir tikel özellik  taşıması demektir.

Bu olay : A'nın T anında ve U yerinde B oluşudur. Örneğin: Belli bir yer ve zamanda yağmur yağışı ve ateşe tuttuğum bakır telin belli bir anda  ve yerde kor oluşu  birer yalın olaydır.

Zihinsel Yalın Olay: A'nın T anında B oluşu gibi...U yeri yoktur. Çünkü zihinsel bir olayın uzayda yer kapladığı söylenemez. Örneğin: Benim şu anda yarınki dersi vereceğimi düşünüyor olmam uzayın belli bir  bölgesinde yer almaz.

Ortaya Çıkış Zamanı: A şeyi T anında B olma özelliğini taşırsa, A'nın T anında ve U yerinde  B oluşu  olayının T anında ortaya çıktığı söylenir. T anına olayın ortaya çıkış zamanı denir.

Olay sadece ortaya çıkış zamanında ve yerinde vardır. Zaman ve yer dışında yoktur.

Karmaşık Olaylar: Yalın olayların zaman sırasına göre zincirlenmesi yoluyla karmaşık olaylar oluşur. 

Durum: Bir önermenin karşılığı olup  bu önermeyi doğru ya da yanlış kılan dil dışı şeydir. Bir önermenin doğru olması karşılığı olan durumun gerçek durum yani olgu, yanlış olması ise karşılığı olan durumun gerçek olmaması yani salt olanaklı durum olması demektir.

Durumlar gerçek olanlar ve olmayanlar olarka ikiye ayrılır. Gerçek olanlar olgu, gerçek olmayanlara da salt olanaklı durum denir. Gerçek olmayan salt olanaklı durumlarında gerçek olmaları olanaklıdır. Bir önermenin doğru olması, bu önermenin karşılığı olan durumun gerçek olması, yani bir olgu olması demektir. Öte yandan bir önermenin yanlış olması, bu önermenin karşılığı olan durumun gerçek olmaması, başka bir deyişle bir olgu olmaması yani salt olanaklı durum olması demektir.

Birinci türden kuramların dile getirildiği yapıtlara örnek:
Benedictus De Spinoza'nın Etika adlı eseri

İkinci türden kuramların dile getirildiği yapıtlara örnek:
Aristoteles'in Kategoriler ve Metafizik adlı kitapları.

12 Nisan 2015 Pazar

Sembolik Etkileşimcilik

FELSEFE Ders Notları 2
Modern Sosyoloji Tarihi
Sembolik Etkileşimcilik


Sembolik Etkileşimcilik, 19.yüzyılın sonlarına doğru Amerikan Sosyolojisi yaklaşımı olarak bireyin davranışlarının toplumsal yönlerini araştıran ve toplumsallaşma sürecini inceleyen sosyal psikoloji alanındaki çalışmalardan etkilenerek ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Sembolik etkileşimci bakış açısının, sosyoloji kuramının gelişiminde önemli bir rol oynayan George Herbert Mead tarafından geliştirildiği ve bu bakış açısının daha sonra sembolik etkileşimcilik olarak adlandırıldığı öne sürülür. Mead bütün olarak toplumları çalışmaktan çok, küçük ölçekli toplumsal süreçleri çözümlemeye daha fazla önem vermiştir.

Mead, teorisinin sistematik açıklamasını tam anlamıyla yayınlamamıştır. Yayınlanan eserleri onun ders notlarını ve dağınık metinlerini kapsamaktadır.  

Çalışmaları, ölümünden sonra toplanarak derlenmiş ve üç kitabını oluşturmuştur: 
  1. Zihin, Benlik ve Toplum (1934), 
  2. 19. Yüzyılda Düşünce Hareketleri (1936), 
  3. Eylem Felsefesi (1938) 
Toplumsallaşma: Toplumsal normların içselleştirilmesidir. Toplumun sürekliliğini sağlayan ve nesilden nesile aktarılan toplumsal normları öğrenme sürecidir.

Yetişkinlerin Toplumsallaşması: Toplumsal aktörlerin, sürecin sonraki aşamalarında yeni roller (anne, baba, işçi vb.) almalarını içermektedir.

Durum Tanımlaması: Toplumsal etkileşim ile oluşan nesnel sonuçların birey tarafından öznel olarak değerlendirilmesidir.

Ayna Benlik: Bireyin, diğer insanların kendisine karşı davranışlarına bağlı olarak oluşturduğu kendi imgesidir.

Cooley'nin etkileşimci yaklaşımın gelişiminde önemli yer tutan kavramlarından biri olan "ayna benlik", bireyin kendisini başkalarının görüşü ile algılama süreci olarak ele alınmaktadır. 

Ayna benliği oluşturan üç öge:
  • Kendi görünüşümüzün diğerleri tarafından nasıl göründüğünün düşünülmesi,
  • Kendi görünüşümüzle ilgili diğerlerinin tepkilerinin değerlendirilmesi,
  • Bunların sonucunda benlik duygusunu oluşturan kendimizi nasıl hissettiğimizdir.
Birincil Grup: Yüz yüze ilişkilerin bulunduğu, kendi davranış normlarına sahip bir grup olarak tanımlanmaktadır.

Sempatetik İçe Bakış: Bireylerin başkalarını anlamak için kendilerini onların yerine koyma yöntemini ifade etmektedir.

Benlik: Bireyin toplumsal süreç içerisinde diğerlerinin rollerini alması ile gelişmektedir. Benlik, bireyin diğerleriyle etkileşimi aracılığıyla ortaya çıkmaktadır.

Mead'in Benlik Teorisi: Mead sosyal psikoloji yaklaşımında benliği toplumsal bir fenomen olarak ele almış ve benlik teorisini geliştirmiştir. Benlik, bireyin diğerleriyle etkileşimi aracılığıyla oluşmaktadır. Benliğin gelişimi, bireyin bir diğerinin rolünü alma sürecine dayanmaktadır. Bu süreç içerisinde diğerlerinin beklentilerine göre eylemde bulunan bireyin davranışlarının temelini, benlik oluşturmaktadır. Mead benliği hem bir özne hem de bir nesne olarak tanımlamaktadır. Benlik, "ben" olarak düşünen ve eyleyen bir özne konumunda yer almaktadır. "Beni/Bana" ise bireyin başkaları için var olan dünyada bir nesne konumunda olmasının farkına varmasını içermektedir. "Ben" bireyin kendisinin düşüncesi iken "beni/bana", bireyin toplumsal ilişkilerinde diğerlerini ifade etmektedir. "Ben", eylemlerin başlangıcını temsil etmekte ve bireyin eylemine destek sağlamaktadır. "Beni/Bana" ise eylemlere rehberlik etmektedir. Bu karşılıklı etkileşim sonucunda eylem ortaya çıkmaktadır. Mead'e göre benlik, "genelleştirilmiş öteki"nin, toplumsal bir grubun tutumlarını içselleştirmesi olarak tanımlanabilmektedir. Böylece birey, biyolojik ve psikolojik "ben" ile sosyolojik bir "beni/bana"nın birleşiminden oluşan bir benliğe sahip olmaktadır.

Genelleştirilmiş Öteki: Toplumsal grubun tutumlarının içselleştirilmesini ifade etmektedir.

Mead'e göre, benliğin oluşumunun üç aşaması: 
  • Hazırlık Aşaması: Çocuk, diğer insanların dikkatini çekmek amacıyla davranışları taklit etmektedir. Böylece çocuk, kendini başkasının yerine koyarak onların rollerini almayı öğrenmektedir. 
  • Oyun Aşaması: Çocuklar, kendisi olmayan rolleri oynamakta ve bireysel roller çocuk tarafından içselleştirilmektedir. Çocuk anne, öğretmen, doktor gibi rolleri oynarken, kendisi ve oynadığı rol arasında bir farklılık olduğunun farkına varmaktadır. Çocuğun diğerinin rolünü alması, onun benliğinin gelişmesini sağlamaktadır. 
  • Birlikte Oyun Aşaması: Çocuğun başkalarıyla birlikte oynadığı bir oyun içindeki durumu ele alınmaktadır. Bir oyuna katılan çocuk, diğer katılımcıların rollerini düşünmek zorunda kalmaktadır. Birden fazla oyuncunun beklentilerine karşılık vermesi gerekmektedir. Bu durum bireyin sonraki yaşamı süresince devam edecektir.
Kolektif Eylem: Bireylerin eylemlerinin birbiriyle ilişkili hâle getirilerek uyum sağlamasını ifade etmektedir.

Sembolik Etkileşimci Bakış Açısı: Suç sosyolojisi alanında, suça yönelik davranış çalışmalarında etkili olmuş ve "etiketleme teorisi" için teorik bir temel sağlamıştır.

"Sembolik Etkileşim" kavramını ilk kez Blumer kullanmıştır.
Blumer'ın en önemli eseri: 
1969 yılında yayınlanan Sembolik Etkileşimcilik adlı kitabı olmuştur.

Sembolik Etkileşimciliğin Temel Varsayımları:
  • İnsanlar, öğrenilmiş anlamların sembolik bir dünyasında yaşarlar.
  • Semboller, toplumsal süreçlerde ortaya çıkar ve paylaşılır.
  • Semboller, insan davranışını etkilemesi bakımından önemlidirler.
  • Zihin işlevsel, irade sahibi ve bireyin çıkarlarına hizmet eden teleolojik bir varlıktır.
  • Benlik toplumsal bir kurgudur. 
  • Doğduklarında zihin ve benlik sahibi olmayan insanların benlikleri, diğerleriyle etkileşim sonucunda oluşmaktadır.
  • Toplum, toplumsal süreçler sonucunda ortaya çıkan sembolik bir kurgudur.
  • "Sempatetik içe bakış" sembolik etkileşimci sorgulamanın zorunlu bir biçimidir.
Blumer'in yaklaşımına göre sembolik etkileşimcilik üç temel varsayıma dayanmaktadır:
  1. İnsanlar nesne ve olaylara karşı onların kendilerine ifade ettiği anlamlara göre hareket ederler.
  2. Anlamlar insanların birbirleriyle olan etkileşiminden ortaya çıkmaktadır.
  3. Anlamlar yorumlayıcı bir süreç içerisinde  değişime uğramaktadır.
Kolektif Eylem: Bireylerin eylemlerinin birbirleriyle ilişkili hale getirilerek  uyum sağlamasını ifade etmektedir.

Blummer, eylem ve kolektif eylemin örgütlenmesi ile ilgili olarak üç noktayı vurgulamaktadır:
  1. Eylem, yorumu gerektirmektedir.
  2. Eylemin yöü aniden ortaya çıkmaktadır.
  3. Kolektif eylemin oluşum süreci bulunmaktadır.

İşlevselcilik - Çatışma Teorisi ve Sosyolojik İmgelem

FELSEFE Ders Notları 2
Modern Sosyoloji Tarihi
İşlevselcilik - Eleştirel Gelişmeler / Çatışma Teorisi ve Sosyolojik İmgelem


İşlevselcilik özellikle 1950’lerden sonra çok sayıda eleştiri almıştır. İşlevselciliğe yöneltilen en önemli eleştirilerden bazıları yine Amerikalı bir sosyolog olan C. Wright Mills cephesinden gelmiştir. Mills genel olarak Amerikan sosyolojisindeki, hem Parsons örneğindeki "Grand Teori" geleneğine hem de aşırı ampirist yaklaşımlara eleştirel yaklaşmıştır. Bunların yerine ise Mills makroskobik ve moleküler dediği iki araştırma yolu arasında mekik dokuyan uygulamalı araştırmalara dayalı değerlendirici bir sosyoloji önermiştir. Yapısal işlevselciliğe özellikle çatışmayı yeterince analiz etmemesi nedeniyle, Mills dışında başka cephelerden de çok sayıda eleştiri gelmiştir. 

Nihayetinde bu eleştiriler 1950’lerin sonu ile 1960’ların başı itibariyle Ralf Dahrendorf, Lewis A. Coser, John Rex, David Lockwood, Raymond Aron ve Randall Collins gibi sosyologların çalışmaları çerçevesinde Marksist olmayan yeni bir çatışma teorisinin gelişmesine neden olmuştur. 

Temelde Weberyan bir bakış açısına dayanan ve çatışmanın toplumda geçici değil, sürekli bir öğe olduğunu savunan bu teori, yapısal işlevselciliğin ihmal ettiği çatışmayı toplumsal analize dahil etmeye çalışmıştır. 

Soyutlanmış Ampirizm/Deneyimcilik Mills’in Sosyolojik İmgelem adlı çalışmasında "ortaya atığı ve ampirizmi bilimle eşitleyip kantitatif araştırma tekniklerini fetişleştiren sosyologların çalışmalarını adlandırmak amacıyla kullandığı bir terim"dir.

Sosyolojik İmgelem: Bireylerin kişisel yaşamlarındaki sorunlarla toplumsal düzeydeki sorunlar arasındaki ilişkiyi görebilecek bir bakış açısına ve yeteneğine sahip olmaları olarak tanımlanabilir.

Mills’in Sociological Imagination adlı çalışması Türkçe'ye Sosyolojik imgelem, Toplumbilimsel Düşün, Sosyolojik Tasarım ya da Sosyolojik Tahayyül olarak çevrilebilmektedir. İşlevselcilerin aksine Mills Amerikan toplumsal yapısını çözümlerken güç/iktidar analizi üzerinde odaklanır.

Mills'e göre iktidar seçkinleri üç kurumun komuta yerlerindeki seçkinlerden oluşmaktadır: 
  1. Büyük şirketlerin, özellikle savaş endüstrisini elinde tutan büyük şirketlerin yöneticileri,
  2. Ordunun üst rütbeli subayları,
  3. Federal hükümetin başındaki siyasal yöneticilerdir.
Mills'in Sosyolojik Yaklaşımı: Mills, Marksist olmamakla birlikte Marksizm'den oldukça uzak olan Amerikan sosyolojisinde bir yandan Marksist geleneği sürdürmeye çalışmış, bir yandan da Amerikan sosyolojisinin o dönemde ana akım teorisi olan yapısal işlevselciliği eleştirmiş, bu nedenle oldukça radikal bir pozisyonda kalmıştır. Mills bir yandan yapısal işlevselciliği ve büyük teorileri (grand teori) eleştirirken diğer yandan da bilimi ampirizimden ibaret sayan ve ayrıntılarla uğraşan mikrobakışlı ampirist yaklaşımları eleştirmiş, sosyolojinin makroskobik ve moleküler adını verdiği iki araştırma yolu arasında mekik dokuyan değerlendirici bir sosyoloji olması gerektiğini savunmuştur. Mills’e göre bu yol, en basit tanımıyla bireylerin kişisel yaşamlarındaki sorunlarla toplumsal düzeydeki sorunlar arasındaki ilişkiyi görebilecek bir bakış açısına veya yeteneğe sahip olmaları anlamında kullandığı sosyolojik imgelemi geliştirmenin ve uygulamanın en iyi yoludur.
Coser çatışma kuramı içinde ele alınmakla birlikte çalışmaları işlevselciliğe oldukça bağımlı özellikler gösterir. Coser çatışmayı çözümlerken George Simmel'in çatışma üzerine olan görüşlerinden oldukça etkilenmiş ve çatışmanın toplumsal yarar sağlayabileceği yönündeki düşünceyi büyük ölçüde Georg Simmelin Çatışma adlı klasik eserini yeniden formüle ederek geliştirmiştir.

Coser'a göre çatışma grup kimliğinin oluşumu ve sürdürülmesi üzerinde olumlu işlevsel bir etkiye sahiptir.

Coser’a göre çatışma düşmanlıkların serbestçe dile getirilmesini ve böylece "havanın temizlenmesini" sağlar.

Coser yakın toplumsal ilişkilerde hoşnutsuzlukların dile getirilmesinin ilişkilerin sürdürülmesini sağlama ve grubun çözülmesini engelleme gibi bazı olumlu işlevlere sahip olduğunu öne sürer.

Coser'ın işlevselciliğe katkısı konsensüsün yanı sıra çatışmanın da toplumsal yapıda denge sağlayıcı ve istikrar getirici bir etkiye sahip olduğunu göstermesidir.

Cooser - 1954 - Toplumsal Çatışmanın İşlevleri adlı çalışmasında çatışmanın toplumda her zaman var olduğunu ve sadece "parçalayıcı", "negatif" bir faktör olmadığını, grup ya da kişiler arası ilişkilerde bireylerin gruptan çekilmelerini önleyerek grup sınırlarının korunmasına katkıda bulunma gibi önemli işlevlere sahip olduğunu dile getirir.

Coser'ın çatışma teorisinin temel özellikleri: Coser'ın çatışma teorisi büyük ölçüde Simmel'in formel sosyoloji anlayışına bağlı kalan, yani çatışmayı bir sosyalleşme biçimi olarak gören, aynı zamanda çatışmanın olumlu işlevlerine odaklanarak bir bakıma yapısal işlevselci yaklaşımı da tamamlamaya çalışan bir teoridir. Coser için bir yapıda veya ilişkide çatışmanın ortaya çıkmaması o yapının veya ilişkinin çok istikrarlı olduğu anlamına gelmez, çünkü çatışma, grubu birbirine bağlayabilir, grup birliğini koruyabilir, emniyet supabı işlevi görerek yapıdaki gerginliğin yapıışına atılmasını sağlayarak yapıya denge ve istikrar getirebilir.

Dahrendorf: Türkçeye baskı veya zorlama olarak çevrilen coercion, Dahrendorf'un çalışmalarında zorlayıcı ve sınırlandırıcı meşru bir güç olan otorite konumundakilerin kitleleri itaat ettirme güçleri anlamında kullanılmaktadır.

Dahrendorf için kapitalizm endüstriyel toplumun sadece bir formudur.

Literatürde büyük ölçüde aynı anlamda kullanılan postkapitalist ve post endüstriyel toplum, "özel mülkiyetin, sınıfsal çıkarların ve sınıf çatışmasının "eksen ilkeler" olarak merkezi önemlerini kaybettiği bir toplumsal formasyonu oluşturmaktadır."

Dahrendorf postkapitalist olarak adlandırdığı toplumda çatışmanın üretim araçlarına sahip olanlar ile olmayanlar arasında değil otorite konumunda olanlarla ona tabi olanlar arasında ortaya çıktığını savunmuştur.

Dahrendorf'un Postkapitalist toplumsal formasyona dönüşümde rol oynayan  önemli değişimlerden bazılarını sınıflar:
  • Sermayenin Ayrışması
  • Emeğin Ayrışması
  • Yeni Orta Sınıf'ın gelişmesi
  • Toplumsal hareketliliğin artması
  • Eşitliğin Artması
Dahrendorf’a göre otorite: Normlar tarafından belirlenmiş belirli toplumsal rol ve mevkilere iliştirilmiş meşru güçtür.

Dahrendorf, otorite konumunda, yani egemen olanlarla tabi olanlar arasındaki ilişkileri yarı gruplar, çıkar grupları ve çatışma grupları kavramları çerçevesinde incelemeye çalışır. Buna göre her topluluk ve örgütte otorite konumundaki grubun çıkarları ile otoriteye tabi olan grubun çıkarları arasında bazen açık ancak çok defa gizli bir gerilim ve çatışma vardır. Yani grup çıkarları açık çıkarlar yada gizil çıkarlar olabilir. Gizil grup çıkarları açık amaçlar olarak ortaya çıkmadıkları müddetçe yarı grup çıkarlarıdır.

İşlevselcilik - Parsons Sonrası İşlevselcilikte Gelişmeler

FELSEFE Ders Notları 2
Modern Sosyoloji Tarihi
İşlevselcilik - Parsons Sonrası İşlevselcilikte Gelişmeler


Parsons'ın öğrencisi olan Robert Merton yapısal işlevselciliğin en önemli kuramcılarından biridir.Merton yapısalcılığın bazı yönlerini eleştirmekle birlikte bu yaklaşıma önemli katkılar sağlamıştır.

Merton bilim sosyolojisinin temellerini atan sosyologtur.

Merton'a göre modern bilimin işlevi, kapitalist toplumun endüstriyel ihtiyaçlarını karşılamaktır, bu nedenle modern bilim toplumsal konsensüs tarafından desteklendiği 17.yüzyıla kadar gelişmemiştir.

Konsensüs terimi, Latince “birlikte hissetmek” anlamına gelen “consentire” kelimesinden türemiştir. Anlamı bir konu ya da olay karşısında genel olarak mevcut olan görüş birliği, uzlaşma, oydaşımdır. Başka bir deyişle bir konu ya da olay karşısında inanç ve duyguların birliğidir.

Merton'un İşlevselcilik Anlayışı: Merton işlevsel analizde Malinowski ve Redcliffe-Brown gibi antropologlar tarafından geliştirilen üç temel varsayımı eleştirmiştir.

Merton'un Karşı Çıktığı Üç Temel Varsayım:
  1. Toplumun işlevsel birliğidir. bu varsayım standartlaşmış bütün sosyal ve kültürel inanç ve uygulamaların toplum içindeki bireyler için olduğu kadar bir bütün olarak toplum için de işlevsel olduğu varsayımıdır.
  2. Evrensel İşlevselciliktir. Bu varsayım standartlaşmış toplumsal ve kültürel biçimlerin ve yapıların tamamının olumlu işlevleri olduğu varsayımıdır. Merton bazı öğelerin disfonksiyonel (bozuk işlevsel) olabileceğini, yani sistemin belirli parçaları açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceğini belirtmiştir. Bazı öğelerinde nötr olabileceğini, yani sistemin diğer parçaları açısından herhangi bir işlevsel sonu sahip olamayacağını belirtmektedir. İşlevsiz olma (nonfunctional), mevcut sistemle ilişkisiz olan sonuçları ifade etmektedir.
  3. İşlevsel Zorunluluktur. Bu varsayım, toplumun bütün standartlaşmış parçalarının olumlu işlevlere sahip olmalarının yanı sıra işlemekte olan bütünün zorunlu, vargeçilmez parları olduğunu iddia etmektedir.
Merton, Orto Boy kuramların önemini vurgulayarak bir tarafta Parsons'ın büyük boy soyut teorisi, öte tarafta Modern Amerikan Sosyolojisini karaterize eden küçük ölçekli ampirik çalışmalar arasında köprü kurmaya çalışmıştır.

Orto Boy Kuramlar: Parsons'ın büyük kuramı gibi birçok toplumsal olguyu birden açıklamaya çalışmayan, daha dar kapsamlı ve daha az soyut kuramlar olarak tanımlanabilir.
Açık İşlevler: Sistemin uyumunu ya da düzenlenmesini kolaylaştıran, niyetli ve fark edilen sonuçlardan oluşur. Gizil İşlevler ise kasıtlı değildir ve fark edilmeyebilirler.

Merton İşlevsel analize büyük katkıları olan açık işlev ve gizil işlev kavramlarını geliştirmiş ve bu işlevleri biribirinden ayırmamız gerektiğini vurgulamıştır.

Merton'a göre kültürel norm ve hedeflerle bireylerin bu hedeflere ulaşması için toplum tarafından belirlenen araçlar arasında uçurum olduğu zaman anomi ortaya çıkar.

Anomi: Toplumsal normların çökmesi, etkisizleşmesi ve bu durumdan kaynaklanan karışıklık ve çatışma durumunu ifade etmek için kullanılan kavramdır.

Durkheim anomiyi uygun normların mevcut olmamasından kaynaklanan bir kuralsızlık durumu olarak tanımlamıştır.

Merton ise kültürel olarak belirlenmiş hedeflerle bu hedeflere ulaşmak için toplumsal olarak belirlenmiş araçlar arasında bir uçurum meydana geldiğinde oluşan durum olarak tanımlamıştır.

Net Denge Kavramı: Merton'un bir sosyal olgunun  olumlu işlevlerininmi bozuk işlevlerininmi daha ağır bastığı sorusunu yanıtlamak için  geliştirdiği kavramdır.

Bununla birlikte hangisinin ağır bastığına karar vermek neredeyse imkansızdır. Çünkü konular son derece karmaşıktır ve öznel yargılara dayanır. 

Sapma ya da Sapkın Davranış: Toplumsal kuralların ihlali normlara uymama durumudur. Suç ise resmi olarak yasalarda yer alan normlara karşı  çıkma durumudur. Yani suç da bir sapma durumudur.

Merton'un Kültür Tanımı: Belirlenmiş bir toplum veya grubun üyeleri tarafından ortak olarak gösterilen davranışları yöneten örgütlü normatif değerler dizisi.

Kingsley Davis ve Wilberth Moore: Davis ve Moore bütün toplumlarda var olduğu için toplumsal tabakalaşmayı bazı işlevsel gereklilikleri yerine getiren işlevsel bir mekanizma olarak kabul etmiş ve işlevsel açıdan tabakalaşmayı bütüntoplumsal sistemlerde gerekli kılan evrensel gerekliliklerin ne olduğunu açıklamaya çalışmışlardır.

Erikson: Belirli bir toplumda insan davranışının ahlaki sınırlarının neler olduğunu saptamanın yolunun sapkın davranışların ve grubun sapkın davranışlara olan tepkisinin incelenmesi olduğunu düşünmüştür. Erikson'a göre her toplumun sapkın davranışa ve sapkın davranışta bulunanlara ihtiyacı vardır. Çünkü sapkın davranışlar sapkın olmayan davranışların sınırlarının ne olduğunun ortaya konabilmesini sağlar. Toplum üyelere uygun davranışların neler olduğunu hatırlatır ve böylelikle toplumsal konsensüsü korumaya yardımcı olurlar.

Smelser: Sosyoloji, psikoloji, ekonomi ve tarih alanında çok disiplinli araştırmalar yapmış sosyolojinin kamusal alanını genişletmeye çalışmış, kavramsal ve metadolojik ayrımlar arasında köprü kurmaya çalışmıştır.

Smelser'e göre sosyal sistem, istikrarını ve bütünleşmesini zedeleyen gerilimlerle başa çıkmak ve denge durumuna yeniden ulaşmak için kendisini uyarlar, uyum sağlar; toplumsal değişmede işte toplumun bu "uyumsal düzenlemesi"dir.

Yeni İşlevselcilik (Neofunctionalism): Yeni işlevselciliğin ilk önce Almanya'da N.Luhmann ve J.Habermas'ın çalışmalarıyla doğduğu daha sonra da ABD'de J.Alexander'ın çalışmalarıyla geliştiği kabul edilmektedir.  Parsons'un yapısal işlevselciliğine karşı artan ilgi sonucunda gelişmiştir. Böylece işlevselcilik 1960'dan sonra popülerliğini yitirmiş olsada 1980'lerin ortasından itibaren yeni işlevselcilik ile yeniden canlandırılmaya çalışılmıştır.

Luhmann, biyolojideki autopoiesis (kendi kendini üretme) kavramından etkilenmiş ve toplumu kendi kendini üreten ve organize eden bir sistem olarak görmüştür. Luhmann'a göre sosyal sistemler kendi kendilerini üreten (autopoietic) ve kendine referanslı sistemlerdir. Kendine referanslı sistemlerin üç bileşeni vardır. Kurallar, Yapılar, Süreçler.

Luhmann'a göre iletişim kurmayan bireyler toplum açısından anlamsızdır. Toplum ancak bireylerin iletişim kurmasıyla oluşur.

Luhmann toplumun iletişim olduğunu ileri sürer. "İletişim Aracı" Luhmann'ın, Parsons'ın belirlediği değişim aracılarına ekelemer yaparak oluşturduğu bir araçtır. Parsons'ın teorisinde olduğu gibi para ve gücü içerir, ayrıca Luhmann buna "sevgi" ve "güven"ide eklemiştir.

Alexander yapısal işlevci teorinin güçlendirilmesi ve bu teoriye çatışma ve öznel anlam kavramlarının dahil edilmesi ve sistem bütünleşmesi, alt sistemlerin yorumlanması ve denge gibi kavramların verili olarak  kabul edilmemesi, sorgulamaya açık eğilimler olarak görülmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Metateori: İki ya da daha fazla teoriyi kapsayan geniş bakış açısıdır.

Alexander da sosyolojik teorinin tüm kısımlarını içine alacak bir teori ve sosyoloji için genel bir teorik mantık geliştirmeye çalışmakta, dolayısıyla bir metateori geliştirmemeye çalışmaktadır. Bununla birlikte kavramsal olarak her şeyi sıkı bir şekilde birbirine bağlayarak kapsamaya çalışmamakta, genel bir metadolojik mantık çevresinde farklı düzeylerdeki farkllı ampirik alanlardaki çalışmaları organize ede daha  gevşek bir yapı kurmaya çalışmaktadır.

Yeni işlevselcilikte kültür yapısal işlevselcilikte olduğundan daha etkin bir şekilde kavramsallaştırılmıştır.

Alexander makro teorileri eleştirdiği gibi mikro teorileride eleştirmiş, mikro sosyoloji çalışmalarının sıklıkla geleneksel yapısal işlevselcilikte vurgulanan geniş ölçekli toplumsal desenlerin varlığını görmezden geldiğini belirmiştir.

İşlevselciliğe Getirilen Başlıca Eleştiriler
İşlevselcilik toplumsal sistemin işleyişi ile ilgili güçlü ve etkili açıklamalar geliştirmiş ve sosyolojinin bağımsız ve bilimsel bir disiplin olarak gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Ne var ki işlevselcilik genel olarak tarihsel olmadığı, toplumsal değişmeyle yeterince ilgilenmediği, çatışmayı görmezden geldiği, toplumsal eşitsizlikleri meşrulaştırarak statükoyu koruduğu, ampirik araştırmalara uygulanması zor soyut teorik şemalar kullandığı ve tek bir teori ile her şeyi açıklamaya teşebbüs ettiği gerekçesi ile yoğun eleştirilere uğramıştır. 

İşlevselcilik gerçekten de toplumda, denge, konsensüs, işlevsel ilişkiler gibi belirli olgular üzerinde odaklanmış, toplumdaki farklı çıkar grupları ile bunlar arasındaki güç mücadelesine, kısacası sistemdeki çelişki ve çatışmalara yeterince ilgi duymamıştır.

İşlevselcilik - Talcot Parsons

FELSEFE Ders Notları 2
Modern Sosyoloji Tarihi

İşlevselcilik - Talcot Parsons

İşlevselcilik: İşlev sözcüğü sözlük anlamıyla herhangi bir şeyin genel anlamda gördüğü iş veya oluşturduğu etkidir, ama işlevselcilik yaklaşımı içinde herhangi bir şeyin işlevi, bu şeyin sistemin gerekliliklerini karşılamak için yaptığı katkıya verilen isimdir. İşlevselciliğe göre toplumun temelinde, toplum üyeleri tarafından paylaşılan norm ve değerler yer almaktadır.

İşlevselciliğin kökleri, klasik sosyolojide Comte ve Durkheim'in temsil ettiği pozitivist geleneğe dayanır. Bu açıdan yorumlayıcı ve eleştirel sosyoloji geleneklerine dayanan diğer sosyolojik yaklaşımlardan, özellikle Marksizmden belirgin şekilde ayrılır.

Konsensus Terimi: Latince "birlikte hissetmek" anlamına gelen "consentire" kelimesinden türemiştir. Anlamı bir konu ya da olay karşısında genel olarak mevcut olan görüş birliği, uzlaşma, oydaşımdır. Başka bir deyişle bir konu ya da olay karşısında inanç ve duyguların birliğidir.

İşlevselcilik, toplumsal düzenin nasıl kurulduğu ve sürdürüldüğünü, toplumsal istikrarın temel kaynaklarının neler olduğunu ortaya koymaya çalışan anlamlar yada yorumlardan çok toplumsal yapıyla ilgilenen yapısalcı sosyoloji geleneği içinde yer alan ve kökleri Pozitivist geleneğe uzanan makro ölçekli bir yaklaşımdır.

Parsons, işlevselciliği yapı kavramı ve sistem yaklaşımı çerçevesinde geliştirmiştir. Bu nedenle yapısal işlevselcilik olarak adlandırılan yaklaşım bazı çevrelerde özel olarak Parsons'ın kavramını ifade etmek için kullanılabilmektedir.

Sistemler açık ya da kapalı olabilirler. Eğer bir sistemin parçaları sadece kendi çevreleriyle ilişkiye giriyor, daha geniş çevreyle ilişkiye girmiyorsa, bu sistem kapalı sistem olarak adlandırılır. Hem kendi çevreleriyle hem de daha geniş çevreyle ilişkiye giren parçalardan oluşan sistemler ise açık sistemler olarak adlandırılır.

Sibernetik: Genel olarak kendi kendini kontrol edebilen karmaşık sistemler teorisi olarak tanımlanmaktadır. 

İşlevselciliğin Temel Kavramları (Sosyal Sistem - Toplumsal Kurum - Toplumsal Yapı - İşlev)
  • Sosyal sitem, toplumsal yapı, toplumsal kurum, işlev ve işlevsel açıklama
  • Toplumu bir bütün olarak gören diğer bütüncül yaklaşımlardan ayıran temel özellik, parçaların bütün olan ilişkisine verilen önemdir.
  • Sosyal sistemleri bir arada tutanın ne olduğu, nasıl muhafaza edildikler, toplumsal düzenin nasıl kurulduğu, nasıl sürdürüldüğü, bir toplumda istikrarın temel kaynaklarının neler olduğu gibi toplumun doğası hakkında geniş çaplı teorik sorular sorar.
  • Toplumsal düzene değer uzlaşımı aracılığıyla yani mevcut toplumsal düzeni meşrulaştıran birtakım ilkelerle ulaşılacağını varsayar. Bireyler, içinde yaşadıkları toplumun davranış kalıplarını, norm ve değerlerini toplumsallaşma veya sosyalleşme olarak adlandırılan süreçte öğrenir ve içselleştirirler.
  • İşlevselci yaklaşım toplumu ortak çıkarlar çerçevesinde birbiri ile uyumlu işlevsel ilişkiler geliştirmiş parçalardan oluşan, düzenli ve dengede olan bir sistem olarak görür.Bu nedenle de bir konsensüs yani uzlaşma yaklaşımı olarak adlandırılmaktadır.
  • Sistem işlevselcilikte merkezi bir kavramdır.
  • İşlevselciliğe görenasıl bir organizmanın hayatta kalabilmesi için karşılanması gereken temel gereksinimleri varsa, toplumunda mevcudiyetini sürdürebilmesi için karşılanması gereken bazı temel gereksinimleri vardır.
Comte işlevselci yaklaşım için gerekli olan uzlaşmacı bakış açısını geliştirmiştir.

Sosyolojide işlevselci yaklaşımın ilk temsilcileri Comte, Spencer ve Durkheim olarak kabul edilmektedir. Malinowski ve Radcliffe-Brown gibi sosyal antroplogların da katkıda bulunduğu bu yaklaşım , modern sosyolojide Parsons, Merton, Davis, Moore, Luhmann, Erikson, Smelser gibi çeşitli düşünürler tarafından geliştirilmiştir. 

Modern işlevselciler toplumları kendi kendine yeten, öz düzenlemeye sahip sistemler olarak kavramlaştırmaya ve toplumsal yapıları sistemin korunmasına yönelik belirli işlevleri açısından açıklamaya çalışmışlardır.

Durkheim'a göre bu sosyal sistemler ahlaki varlıklardır. Comte ve Spencer'ın da paylaştığı bu görüşü ilk kez açıkca vurgulayan Durkheim olmuştur.

Malinowski toplumu insan doğasının yarattığı bütünleşik ve işbirlikçi bir sistem olarak görür. Çünkü bu sistemin temelinde insan doğasından kaynaklanan temel ihtiyaçlar yer almakta insanlar bu ihtiyaçları karşılayabilmek için işbirliğine girmektedirler.

Radcliffe-Brown  kültürlerin ve geleneklerin tarihsel geçmişlerini ve kökenlerini aramayı bırakarak her kültürün genel yasalarının ve işlevlerinin olduğunu ve bunların işlevsel açıdan birbirleriyle ilişkili bir sistem  oluşturduğunu savunmuştur.

Parsons ilk çalışmalarında toplumsal eyleme odaklanırken  daha sonra toplumların yapısına ve işlevlerine odaklanmaya başalamıştır. 1947 yılında yazdığı "Sosyolojik Kuramın Konumu" adlı yazısında sosyolojide bir kuram olarak işlevselciliğin önemini vurgulamış, 1951'de de işlevselci yaklaşım açısından önemli bir eser olan "Sosyal Sistem"  kitabını yayınlamış ve bu eserinde Pareto'nun sosyal sistem anlayışını geliştirmeye çalışmıştır.

Parsons sosyal sistemi toplumsal eylemin örgütlediği yollardan biri olarak görür, eylemlerin yalıtılmış olarak değil, belirli kümeler içinde gerçekleştiğini ve bu eylem kümelerinin de sistemleri oluşturduğunu ileri sürer. Parsons dört eylem sistemi olduğunu belirtir:
  1. Davranışsal Organizma
  2. Kişilik Sistemi
  3. Sosyal Sistem
  4. Kültürel Sistem
Parsons kariyerinin ilk dönemlerinde Durkheim, Marshall, Pareto ve Weber'den etkilenmiş, Toplumsal Eylemin Yapısı adlı eserinde bu kuramcıların düşüncelerini sentezleyerek tek bir kuramda bütünleştirmeye çalışmıştır. Parsons'un eylem anlayışı, özellikle çalışmalarının ilk evresinde Weber'in tanımladığı rasyonel toplumsal eylemle paralellik göstermektedir. 

Parsons'a göre Sosyal Sistemin Özellikleri:
  • Diğer sistemlerle uyumlu bir şekilde yapılandırılmaları gerekir.
  • Diğer sistemlerden destek görmeye dile ve üyelerinin yeterli derecede katılımda bulunmasına ihtiyaç duyarlar.
  • Potansiyel olarak bozuk olan davranışlar üzerinde en azından asgari düzeyde kontrol sahibi olunmalı, eğer bir çatışma çok yıkıcı bir hale gelirse çatışmayı kontrol altına almalıdır.
Parsons Kalıp Değişkenler: Klasik sosyolojideki ikili toplum sisteminden esinlenerek geliştirdiği kalıp değişkenler kavramı ile iki toplum tipi arasındaki ayrımı beş boyutta değerlendirmeye çalışır. Genel olarak Parsons'un kalıp değişkenler şemasıyla Tönnies'in cemaat ve cemiyet tipleri ile Durheim'ın mekanik ve orgnaik dayanışma tipleri arasında bir benzerlik görülebilir. Nitelik, aktörün kim olduğuna performans ise ne yaptğına odaklanır.

Genelllik, anne ve çocuk ilişkisi gibi birçok amaç ve çıkarı kapsayan geniş bir dizi ilişkiyi; belirlilik ise doktor-hasta  ilişkisi gibi belirli amaçlara yönelik sınırlı ilişkileri vurgular.

Parsons formel örgütlerin ve modern kurumların hakim olduğu bürokratik toplumlarda özgülüğe karşı evrensellik ikileminin günlük yaşamda sürekli olarak aktörlerin karşısına çıktığını belirtmektedir.

Parsons'a göre bir toplumun yapısını belirleyen o toplumdaki kalıp değişkenlerdir.

Parsons Genel Sistem Kuramı: Biyoloji, psikoloji, antroplojii siyaset bilimi, ekonomi gibi yaşayan sistemler üzerinde çalışan bilim dallarını birleştirmeye çalışmaktır. 

Parsons sosyal sistem kavramı hakkındaki faydacı, idealist ve pozitivist görüşleri değerlendirmiş ve kendi bakış açısını geliştirmiştir.

Parsons'a göre Dört İşlevsel Zorunluluk: Uyum, Amaca Ulaşma, Bütünleşme, Gizil Kalıp Koruma

Bunlar her canlı sistemin yaşayabilmesi için karşılanması gereken gereksinimlerdir. 
  • Uyum:  Adaptasyon, sistemin kendi çevresini kullanarak ihtiyaçlarını karşılayabilmesi ve bu kaynakların sistem içinde dağıtılması ile ilgilidir.
  • Amaca Ulaşma: Sistemin belirli amaçlara ulaşması ve bu amaçlardan hangilerinin öncelikli olacağı ile ilgilidir.
  • Bütünleşme: Sistemin bir bütün olarak işlevini yerine getirebilmesi için sistemin parçalarının birbirleriyle uyumu ile ilgilidir.
  • Gizil Kalıp Koruma: Belirli bir düzene ya da norma göre sistem içindeki eylemin devamlılığının ve düzenliliğinin sağlanması ile ilgilidir.
Parsons'a göre Ailenin İki Temel İşlevi: Çocukların temel toplumsallaştırması ve yetişkin kişiliklerinin istikrarının sağlanmasıdır. Bu istikrar, bireylerin modern yaşamın yarattığı gerilim ve stresten ailenin sağladığı rahat ve sıcak ortamla kurtulması ve bu zorluklarla baş etmeye devam edebilmesidir.

Parsons sistem içindeki aktörden çok bir bütün olarak sistem ile ilgilenir. Aktörlerin sistemi nasıl yarattığı ve koruduğuna değil, sistemin aktörü nasıl kontrol ettiğine odaklanır.

Toplumsal Kontrolün Araçları: Değerler, Normlar, Roller ve Yaptırımlar

Parsons'a göre Evrim Süreci bütün toplumlarda eşit şekilde görülmez. Bazı toplumlar evrim sürecini hızlandırırken bazı toplumlarda kendi içlerinde çatışmalar ya da diğer sorunlar sebebiyle evrim sürecini geciktirebilir, hatta geriletebilirler.

Copyright 2013-2017 | İbrahim BAYRAKTAR /dev/null Web Günlüğü