21 Temmuz 2015 Salı

Rönesans ve Modern Felsefenin Toplum ve Devlet Öğretileri

FELSEFE Ders Notları 3
Siyaset Felsefesi 1
Rönesans ve Modern Felsefenin Toplum ve Devlet Öğretileri


Rönesans Toplum ve Devlet Öğretileri
Orta Çağ'ın Tanrı Devleti tasarımının temsilcisi Kilise olmasına karşın Rönesans'la (Yeniden Doğuş) birlikte  Orta Çağ'ın bu dinsel anlayışının yerini "bu dünya"ya bağlı olmak isteyen bir anlayış aldı.

Rönesans'ta ortaya çıkan düşüncelerin içinde en önemlisi İtalya'daki Rönesans siyasal öğretilerine de temel olan Hümanizm akımı olmuştur. 

Rönesans'ta ulusal bilinç uyanmaya başlamış ve Orta Çağ Tanrı Devletinin evrenselci yapısı yıkılıp yerini Kilise'nin egemenliğinden kurtulmuş ulusal devletler çokluğu almıştır.

Niccolo Machiavelli ve Laik Devlet Kuramı
Machiavelli  Eski Çağ'ın devlet görüşüne dönmek isteyen İtalyan siyaset felsefesi kuramcısıdır. 1513'te yazdığı Hükümdar adlı eserle Eski Çağ'ın devlet görüşüne dönmek istemiştir. Ulusal ve Laik bir devlet anlayışı ortaya koymuştur.

"Hükümdar"da ortaya konan "güce dayanan ulusal devlet" idealine göre devlet gücünü Kilise'den almamalı, Kilise'ye bağlı olmaktan kurtulmalı, egemen gücünü bir ulusa dayanmaktan almalıdır.

Hükümdarın tek amacı devleti yaşatmak ve gücünü artırmaktır. Machiavelli'ye göre bu uğurda yapılacak her şey  ve kullanılacak her araç meşrudur.

Machiavelli ilk Laik Devlet kuramını hazırlayan siyaset felsefesi kuramcısıdır. 

Machiavelli'ye göre önemli olan devletin kendisidir ve devlet  ya da hükümdarın kendisinden başka bir ahlaki amaç ya da ortak iyi koyması doğru değildir. Bir hükümdar ortak iyiyi ya da ahlaki eylemi kendi özel çıkarıyla özdeşleştirebilir.

Machiavelli'ye göre yasalar devlet için zorunludur. Kötülük yasalar aracılığıyla düzeltilemez, ancak mutlak güç kullanarak önlenebilir. Silah ve güç kullanmadan yasalar etkisiz kalırlar.

Orta Çağ'ın skolastik geleneğinden kopmuş olan ilk düşünür Machiavelli'ye göre hükümdarlarının haklarının kutsal bir kökeni olmayıp, hükümdarın haklarının kökeni onun hükümdar olmasından gelir.

Machiavelli 'ye göre gücü zorla elinde tutan hükümdarın davranış ve eylemlerinde kınanabilecek bir şey yoktur. Bir hükümdar, kendi varlığını korumak için zorda kaldığında acımasız önlemler alma hakkına sahiptir. Bu yüzden bir hükümdar ya da egemen güç, sahip olduğu gücü en acımasız ve köktenci araçlarla korumalıdır.

Jean Bodin'in Doğal Adalet Anlayışı
Fransız düşünür ve çağdaş devletin felsefi temellerini atmış bir filozof olarak Bodin, 1576'da "Devlet Üzerine Altı Kitap" adlı eserini yazmıştır. Bodin'e göre Cumhuriyet, "devletin egemen bir güç tarafından doğru olarak yönetilmesi"dir. Cumhuriyeti hırsız ve korsan çetelerinden ayıran şey budur.
Bodin'e göre egemenlik bir cumhuriyetin mutlak ve süresiz olarak  kalıcı gücü olduğu için, hiçbir kişi egemen güç olmayıp, bir süreliğine bu gücü elinde tutar.

Hükümdarın yetki ve hakları Tanrı ve doğa yasalarına bağlı olduğundan bu yasalardan bağımsız olarak mutlak güce sahip bir egemen olamaz; hükümdarlar, Tanrı'ya ve doğa yasalarına bağlıdır.

Mutlak Güç Tanrı ve doğa yasası dışında başka bir güce bağlı değildir. Hükümdar kendi ve kendinden öncekilerin koyduğu yasaları değiştirme hakkına sahiptir. Bu yüzden yasa egemenliği elinde tutanın buyruğu anlamındadır. Hükümdarın tek sorumlu olduğu doğa ve ahlak yasalarıdır. Egemenlik bölünemez, tanrısal ve doğal yasalar dışında hiç bir şeyle sınırlanamaz. 

Hukuk ve yasa arasında ayrımı yapan Bodin'e göre hukuk haklılığı ve adaleti içerirken yasa yalnızca gücünü kullanan hükümdarın bir buyruğudur.

Bodin üç tür yönetim biçiminden söz eder:
  • Monarşi: Tek kişinin egemenliği
  • Aristokrasi: Bir kaç kişinin egemenliği
  • Demokrasi: Herkesin egemenliği
En iyi yönetimi biçimi olarak Egemenliğin bölünemez olduğu anlayışı ile Tanrı'nın yasalarına ve doğa yasalarına en uygun olan monarşidir.

Bodin'e göre Halk, egemen güce itaatsizlik yapamaz ve isyan hakkı yoktur. Fakat egemen güç tanrısal ve doğal yasalara karşıt emirler verirse o zaman halkın itaat etmeme hakkı ortaya çıkar.

Bodin'in mutlak egemenlik anlayışında devlet egemenliğinin sınırları ahlak ve doğal hukuktur.

Hugo Grotius'un Doğa Yasasına Dayalı Devlet Tasarımı
Hollandalı düşünür Grotius  "Savaş ve Barış Hukuku Üzerine" adlı eserinde doğal hukuk ve pozitif hukuk ayrımı yapar.
Grotius'un doğal hukuk anlayışına göre, haklar temelini tarih içinde değişmeyen insan doğasında bulurlar. Tüm insanların sahip olduğu bu evrensel haklar da hiç bir zaman değişmez, her yerde ve her zaman aynı kalırlar.

Doğal Hukuk'un gerçekleşmesi için gereksinim duyulan güç devlet olup, hukuka bağlı olan devlettir.
Grotius'a göre insan, doğası gereği toplumsal olduğu için bir toplum kurmak zorundadır ve toplum insanların kendi aralarında yaptıkları bir sözleşme ile biraraya gelerek oluşturulmuştur. Bu sözleşmenin içeriği insanların doğuştan gelen doğal hakkı olan mülkiyet hakkının korunması olup, devlet insanların bu hakkına saygı göstermek ve hakkı korumakla yükümlüdür.

Grotius'a göre doğal hukukun devletler arası geçerliliği de vardır. Devletler arasında geçerli olan hukuk devletler hukuku olup buna göre savaşı haklı kılan bazı nedenler bulunur. Bu nedenler: "Kendini savunma hakkı, zararın karşılanması ve cezalandırma hakkı"dır.

Toplum (Devlet) Tasarımları olarak Ütopyalar
Ütopya sözcüğü olmayan yer, olmayan ülke anlamına gelir. Yunanca "utopos"tan gelir. Roman biçiminde edebi bir dille yazılmış olan ütopyalardan başlıcaları Thomas More'un Ütopya'sı, Tommaso Campanella'nın Güneş Devleti ve Francis Bacon'un Yeni Atlantis adlı eserleridir.

1516'da yazılan Ütopya adlı romanda More'un ortaya koyduğu ideal ve sosyalist bir toplum ve devlet düzeni tasarımında, toplumdaki her birey ahlaken olgunlaşmış olup adil bir toplum düzeni vardır. Ahlaken olgunlaşmış olmanın ve adil toplumun temelini bu toplumda özel mülkiyetin olmaması oluşturur.

Ütopya'da devlet toplumun bütün gereksinimlerini karşılar. Özel mülkiyetin olmadığı, tam bir eşitliğin olduğu toplumda herkes mutlu olacaktır. Thomas More bu eseriyle ideal bir durumu tanımlarken, İngiltere'nin o dönemki toplumsal durumunuda eleştirmiştir.

Tommaso Campanella'nın Güneş Devleti (Civitas Solis) adlı eserinde betimlenen ideal toplum ve devlet düzeninde bilim ve felsefe egemendir. Özel mülkiyet yoktur. 

Francis Bacon'un Yeni Atlantis (Nova Atlantis) eserinde ise "Ben Salem" adındaki bir adada kurulmuş olan ve bilime dayalı ideal toplum ve devlet tasarımı sunulur.

Dış dünya ilişkisi kesilmiş olan bu adadan dış dünyaya her 12 yılda bir gemi yollanarak başka yerlerdeki bilimsel gelişmeler öğrenilir.  Bu adadaki "bilimler hazinesi"  adındaki akademi hem bilim ve araştırma yapan, hem de bilimsel araştırmaları düzenleyen bir örgüt olup görevi var olanları araştırıp, her şeyin nedenini sorgulamaktır. Bu toplum ve devlet dünyanın diğer ülkelerindeki toplumlara ve devletlere göre bilim ve teknik açısından ileridedir.

Bacon'ın ideal toplum ve devlet tasarımında "Sosyal adalet" düşüncesi değil, bilgi düşüncesi devletin temeli yapılmıştır.

Modern Felsefenin Toplum ve Devlet Öğretileri
Devletin temeli olarak Yeni Çağda bir toplum sözleşmesi varsayımından yola çıkan toplum sözleşmesi kuramına dayanmaktadır.
Thomas Hobbes ve Mutlakçı Devlet Anlayışı
İngiliz Filozofu Thomas Hobbes "Leviathan" adlı eserinde devleri yapma bir cisim olarak tanımlar. Devletin doğal değil yapma bir cisim olması onun varlığının zorunlu olmadığı anlamına gelmez.  İnsanın bütün eylemleri zorunlu nedenlerle belirlendiğinden, devlet de zorunlu olup, siyaset felsefesini mekanik ilkeler üzerinde kurmak isteyen Hobbes'a göre devletin egemenliği mutlak olmalıdır. 

Hobbes, devletin bu zorunlu varlığını temellendirmek için doğa durumu varsayımından hareken eder. Ona göre doğa durumu bir savaş durumu olup Leviathan'da doğa durumundaki insanların sınırsız erklerini bir kişi ya da kurula devretmelerinin nedenlerini anlatır.

İnsanın doğal olarak sahip olduğu  özelliklerin ilki ölümle sona eren güç arzusudur.

Hobbes'a göre insanlar doğa durumunda sürekli bir güvensizlik içinde yaşamaya başlarlar. Sınırsız bir özgürlük durumu olan herkesin her şey üzerinde hakkı olduğu bu doğa durumu ve sınırsız özgürlük bu durumdaki güvensizliğin nedeni olup savaş durumuna yol açmaktadır. Hobbes'a göre bu durum insanların doğası gereği kendi iyiliğini istemesine aykırı bir durumdur.

Herkesin herkese karşı savaşı olarak da betimlenen böyle bir durum da "insan insanın kurdudur".

Bir düzen arayışının insanları aralarında sözleşme yapmaya götürdüğünü söyleyen Hobbes'a göre, böyle bir sözleşme yurttaşlar arasında yapılan bir yurttaşlık sözleşmesidir ve toplu haline geçmek için yapılır.

Toplum Sözleşmesiyle devlet kurulmuş ve "yurttaşlık durumu"na geçilmiş olur ve bireylerin özel birçok istençlerinin yerini tek ve genel bir istenç alır.

Bu şekilde herkesin herkesle anlaşması ile gerçekleşen insanlar topluluğuna "Devlet" ya da "Civitas" denilir.

Hobbes'a göre aklın buyruğu olan doğa yasaları pozitif yasalar olarak görülemez. Pozitif yasalar başkalarına buyurma yetkisi olan bir kişinin istencini yansıtırlar.  Bu yüzden de öncesiz-sonrasız ve değişmez değildirler.

Hobbes egemenliğin dağıtımı konusunda üç tür yönetim şeklinden söz eder:
  • Egemenlik  tek bir kişdeyse Monarşi
  • Egemenlik belirli bir grup tarafından temsil ediliyorsa yönetim biçimi Aristokrasi
  • Egemenlik hakkının temsili herkeste ya da çoğunluğun seçimiyle belirlenmiş bir heyetteyse yönetim biçimi demokrasi olacaktır.
Tiranlık ve oligarşi gibi yönetim biçimleri ayrı biçimler değildirler. Monarji ve Aristokrasinin kötü olduğunu düşünenelerce verilmiş adlardır.

"En kötü yönetim ya da devlet biçimi bile devletsizlikten iyidir" diyen Hobbes'a göre devletin gücü mutlaktır ve egemenin hiçbir eylemi onun uyrukları tarafından eleştirilemez. Çünkü egemen güç uyruklarının toplam istencini yansıtmaktadır.

John Locke'un Liberal Devlet Anlayışı
"Yönetim (Hükümet) Üzerine İkinci İnceleme" adlı eserinde devletin kökeni ve meşruluğu sorunlarına değinir. Egemenlik hakkını insanların aralarında yapacakları bir sözleşmeye dayandırır ve devleti yapma bir kurum olarak görür.
Locke'a göre doğa durumu daha baştan bir savaş durumu olmayıp bir özgürlük ve eşitlik durumu olarak tasarlanmıştır.

Yasalar hem doğa yasalarına uygun olmalı hem de bu yasaları yapanların kendilerini de bağlamalıdır.

Locke'a göre uygar toplumu oluşturmak üzere insanların biraraya gelmelerinin temel amacı "yaşam hakkını, özgürlük hakkını vemülk edinme hakkını" kapsayan mülkiyetin korunmasıdır.

Locke insanın emeğini insanın mülkiyet hakkının temeli olarak görür ve bu hak da doğa yasasına dayanır. Toplumun kuruluşunun  da dayandığı mülkiyet hakkı en temel insan hakkı olup, insanın emeği ve elleriyle ürettiği her şey onun kendi malıdır.

Montesquieu ve Siyasal Özgürlük
Montesquieu'ye göre özgürlük, insanların yasalar izin verdiği sürece istediğini yapabilmesi ve istemediği bir şeyi yapmaya da zorlanmamasıdır.

Siyaset görüşlerini 1748'de "Yasaların Ruhu" adlı eserinde dile getiren Fransız Filozofu Montesquieu, siyasal özgürlüğü savunur ve bu özgürlüğü oluşturan yasaların anayasal güvence altında olması gerektiğini ifade eder.

Montesquieu'ye göre demokrasilerde halk istediğini yapar görünse de, siyasal özgürlük insanın istediğini yapabilmesi değil, yasaları olan bir toplumda özgürlük insanın  yasalar izin verdiği sürece isteyeceği şeyi yapabilmesi, istemeyeceği şeyi yapmaya zorlanmaması olabilir. 

Eğer yurttaş yasaların yasakladığını yaparsa özgürlüğünü kaybeder.

Montesquieu'ye göre demokrasi ve aristokrasi de doğaları gereği özgür devlet biçimleri değildir.

Montesquieu'ye göre yasama gücü ile yürütme gücü bir kişi ya da bir toplulukta birleşirse  ya da yargı gücünün yasama ve yürütme güçlerinden ayrılmaması durumunda özgürlük olmaz. Zorbalaşmak isteyen hükümdarlar bu üç gücü kendi ellerin toplamakla işe başlarlar.

Jean-Jacques Rousseau ve Sözleşmeye Dayalı Halk Egemenliği
Jean-Jacques Rousseau (1712-1778) halk egemenliğini toplum sözleşmesine dayandıran düşünürdür. Toplum sözleşmesini egemen güce bir boyun eğme ilişkisine değil, ortaklık anlaşmasına dönüştürerek hükümdarın egemenliğini halkın istencine bırakmıştır. "İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı" ve "Toplum Sözleşmesi" adlı eserlerinde toplum ve devlet görüşünü özgürlük ve eşitlik kavramlarından hareketle ortaya koymuştur. Rousseau'nun devlet öğretisi doğal hukuk kavramına dayanır.

Rousseau'ya göre ilk insan doğa durumunda tam bir eşitlik ve özgürlük durumunda mutlu bir şekilde yaşamıştır. Bu özgürlük ve eşitlik durumu toplumun kuruluşuna kadar devam etmiştir. Rousseau doğa durumunun sona ermesini mülkiyetin ortaya çıkmasına ve eşitliğin ortadan kalkmasına bağlar. "Bir toprak parçasının etrafını çitle çevirip "bu bana aittir" diyebilen, buna inanacak kadar saf insanlar bulabilen ilk insan, uygar toplumun kurucusu oldu” der.

Rousseau'ya göre doğa durumunda insanlar tam bir eşitlik halinde özgür olarak yaşarlarken, mülkiyetin ortaya çıkışı bu doğal eşitliği de ortadan kaldırmıştır.

Rousseau devletin kökeni ve meşruluğu sorununa Toplum Sözleşmesi'nde değinir.
Toplumsal ve siyasal yaşam doğal bir durum değildir, sözleşmelere dayanmaktadır. Toplumsal ve siyasal düzen bütün diğer hakların temeli olsa da doğal bir düzen değildir. Rousseau'nun toplum sözleşmesi kuramı da diğer sözleşme kuramları gibi doğa durumu varsayımına dayanmaktadır. Toplum sözleşmesiyle kurulan birlikte herkes her şeye sahip olacaktır, çünkü herkes bütün haklarını koşulsuz olarak kendi isteğiyle bu toplumsal birliğe devredecektir. Böylece tek tek bireylerin istençlerinin bir araya gelmesinden bir genel istenç ortaya çıkacaktır. Rousseau'da bu genel istenç çoğunluğun istenci olarak düşünülmemelidir, genel istenç bütün toplumun tam istencidir ve gücünü sözleşmeden almaktadır. 

Rousseau'ya göre genel istenç toplumun bütününün istencini yansıtır, bir kısmının değil.

Yasa doğrudan doğruya yasama gücü demektir ve yasama gücü de halkın istenci olduğundan sadece halka aittir, bölünemez. Oysa yürütme ve yargı gücü yasaların uygulanmasından sorumludur ve bu organlar halkın elinde olamaz.

Yani Devlet, yurttaşlarla egemen varlığın karşılıklı ilişkilerini yürütmek üzere kurulmuş olan, yurttaşların toplumsal ve siyasal haklarını koruma amacında olan, yurttaşları varlıklarının temeli olarak genel istenci görecek şekilde eğitme amacında olan bir araçtır.

Rousseau'ya göre istenci genel yapan şey de oy sayısından çok, oyları birleştiren ortak çıkardır.

Rousseau'ya göre egemenlik anlaşması bütünün kendi yurttaşlarının her biriyle yaptığı bir uzlaşmadır ve yurttaşlar bu uzlaşmadan başka bir şeye boyun eğmedikçe, kendi özel istençlerinden başka bir şeye bağımlı değildirler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Copyright 2013-2017 | İbrahim BAYRAKTAR /dev/null Web Günlüğü