26 Temmuz 2015 Pazar

Darwin'in Evrim Kuramından Pragmatizme: Peirce ve Dewey

FELSEFE Ders Notları 3
Çağdaş Felsefesi 1
Darwin'in Evrim Kuramından Pragmatizme: Peirce ve Dewey


19. yüzyılda yaşanan bilimsel gelişmeler arasında, Batı Felsefesi'ni derinden etkileyen en önemli kuramlardan birisi, hiç şüphesiz, Darwin'in geliştirdiği evrim kuramıdır. Bazıları, Darwin'in bu kuramını Newton'un mekanik kuramı ile karşılaştırmakta ve Newton'un madde ve kuvvetler hakkında geliştirdiği fikirlere benzer biçimde, Darwin'in canlıların değişimi ve çeşitlenmesini açıkladığını iddia etmektedirler.

Darwin teorisine göre genlerde tesadüfen meydana gelen değişimler, bireylere çevreye uyum süreçlerinde farklı avantajlar sağlar ve çevreye en iyi uyumu sağlayan (doğal seçilim sonucu) hayatta kalır.

Bu kuramın felsefi bilimsel tartışmalar bakımında farklı sonuçları olmuş: Örneğin, İngiliz düşünür Herbert Spencer bu düşünce biçimini tarihe ve topluma uygulayarak toplumsal darwincilik adı verilen kuramı, psikoloji alanında William James işlevsellik kuramını geliştirmiştir. 

İşlevselcilik Kuramı: Zihinsel süreçleri ve davranışları organizmanın çevresiyle uyum süreci içerisinde ele almayı ön plana çıkarmaktadır. Davranışcılığın gelişmesinde belirleyici etkisi olmuştur. 

Charles Sanders Peirce (1839-1914)
Peirce, gerçekliğin özü itibariyle zihinsel bir içeriği olduğunu ve akli bir amaca doğru değindiğini savunmuştur.

Peirce genel olarak hassas ölçümleme konusuyla ilgilenmiş, sarkaçlar kuramına katkılarda bulunmuş 1886 da mantıksal işlemlerin elektrik devreleri tarafından gerçekleşebileceğini iddia etmiş, modern bilgisayarların işleyişini henüz o zaman ön görmüştür.

Peirce erken yaşlarda felsefe de mantık ve olasılık kuramı üzerine ilgilenir. Kant ve Hegel'in metinleri üzerinde çalışır.  

Aristoteles mantığının aşılıp günümüz mantığının gelişmesi 19. Yüzyılın ikinci yarısında özellikle Gottob Frege'nin katkılarıyla olmuş, öte yandan Peirce'ın da çalışmalarının da etkisi tartışılmaz. 

Frege özellikle tümdengelimsel mantığın ayrılmaz parçası olan niceleme mantığını geliştirmiş Peirce de bunun üzerinde çalışmalar yapmış. Öte yandan Peirce'in ilgisi bunlarla sınırlı kalmamış ve bilimlerin gelişimi açısından son derece önemli olan tümevarım mantığı konusunda da özgün çalışmalar yapmış. Ayrıca olguları en iyi biçimde açıklamaya çalışan abdüktif konusu ile de ilgilenmiş. Bilim ve mantığa olan bu ilgisinin yanında Peirce ayrıca metafiziksel bir dizgede geliştirmiş. Peirce gerçekliğin özü itibariyle zihinsel bir içeriği olduğunu ve akli bir amaca doğru devindiğini savunmuştur.

Abdüktif: Akıl yürütme ile en iyi açıklamaya ulaşma anlamına gelir.

Pragma: Amel ya ada fiil anlamına gelen yunanca sözcüktür.

Peirce Pragma sözcüğünü düşünsel olanla (kavram, kanı, kuram vb.) pratik olan (edimler, eylemler vb.) arasındaki sıkı bağları ön plana çıkarmak için kullanmıştır. Peirce pragmatizm yerine bazen pratikçilik ya da eleştirel sağduyuculuk terimlerini de kullanmıştır. 

Zaman içerisinde pragmatizm, Peirce'in kastettiğinden çok farklı anlamlarda kullanılmış. Bunun üzerine Peirce kendi görüşlerini belirtmek amacıyla pragmatisizm sözcüğünü kullanmış.

İnancın Sabitlenmesi: Peirce’ye göre bir konudaki kanı-şüphe-muğlaklık ya da inançların ortadan kaldırılmasıdır. Ayrıca düşüncelerimizi şüphelerden arındırmak için 4 yöntem olduğunu söyler:

1.İnatçılık Yöntemi: Bir konudaki kanaatimizi sabitlemek için kendi tercih ettiğimiz kanaatimizi ısrarla benimseriz. Bu fikrimize karşı çıkan her şeyi ret eder, akılcı bir tartışmaya girmekten kaçınırız. Peırce göre bu yöntemin bir avantajı da şudur: Akılcılıktan uzak olsa da kanımıza ilişkin sarsılmaz değiştirilemez inançlar beraberinde zihinsel rahatlık huzur getirir. Ama yine de kanıların sabitlenmesi konusunda bu yöntem arzu edilir olmaktan uzaktır. 

Peirce'nin bu yöntem konusunda ki itirazı ise çok farklıdır: Bu yöntemi benimseyen kişi soğukkanlı bir şekilde düşündüğü anda başka kişilerin kendisinden farklı görüşleri savunduğunu gözlemleyeceğini, söz konusu bu farklı düşüncelerinde en az kendisinin ki kadar iyi olduğunu fark edecek sonuç olarak kendi kanısına olan güveni sarsılacaktır. Peirce'e göre bir kanıda inat etme yöntemine yapılacak en doğru itiraz bu yöntemin şüpheyi tam olarak ortadan kaldıramayacağı (inancın sabitlenmesi) dir.

Bu yöntemi savunan kişi an gelir kendisinden de şüphe eder güveni sarsılır demiştik bunda da asıl etken Peirce’ye göre toplumsal dürtüdür. Çünkü inancın sabitlenmesi için kanılarımızın toplum/cemaat düzeyinde işe yaraması gerekir. Peirce’e göre bu dürtü nihai olarak hiç kimsenin red edemeyeceği kadar güçlüdür.

2.Otorite Yöntemi: Bir toplum ya da cemaat içerisinde belli kanı ve inançları yayan bu inançlardan şüphe duyulmasına engel olmaya çalışan karşı ya da farklı görüşleri bastıran bir kurum söz konusudur. Bu yöntem ilkine göre daha etkilidir. Ancak Peirce göre bu yöntemde istikrarlı değildir. Sebebi her toplumda bir otorite altındaki kişiler neden kendi kanılarının da üstün olamayacağını sorgular.

3.Doğal Tercihler Yöntemi / A Priori Yöntemi: Aşikar (akla uygun olan, makul, açık ve seçik) olanı kabul etmektir. Bu yöntemde düşünme, tartışma ve bu suretle reddedilemez olana ulaşma çabası ön plana çıkmaktadır. Örnek: Batı felsefesinde Platondan Hegel'e kadar uzanan metafiziksel dizge.

Ancak bu yöntemde sorunsuz değildir. Çünkü bu yöntem herkesin belli bir beğeni düzeyine ulaşacağını ve ortak bir noktada buluşacağını ummaktadır. Oysa düşünce tarihi, bunun gerçekleşmediğini bize göstermektedir.

Tüm bu yöntemler işe yaramıyorsa o zaman ne yapmalıyız. Peirce'e göre aradığımız şey inanç ve kanılarımızın dışsal bir şey tarafından sabitlenmesidir aslında. Bu dışsal şey herkesi farklı şekilde etkilese de herkes bu etkilenme sonunda bir ve aynı sonuca ulaşmalıdır. Peirce'a göre bu yöntemde "bilim yöntemi" dir. 

4.Bilim Yöntemi: Bu yöntem ilk üçünde olmayan bazı avantajlara sahiptir. Bu avantajlar şunlardır:
  • Bu yöntem öznel düşüncelerimizin ötesinde, bizden bağımsız bir şeye gönderme yapmaktadır.
  • Yöntem kamusal olarak geliştirilebilecek ve kullanılabilecek bir yöntemdir.
  • "toplumsal dürtü", tam tersine bir avantaja dönüşmektedir.
  • Dördüncü yöntem temel bir varsayıma, bağımsız bir gerçekliğin bulunduğu varsayımına dayanmaktadır.
Felsefe tarihinden bildiğimiz gibi, modern epistemolojinin belki de en temel sorunu, bizim öznel kanaatlerimizden bağımsız bir gerçekliğin bulunup bulunmadığı sorusudur. Peirce, bu konuyu nasıl ele almaktadır?

Öncelikle, Peirce'a göre, mevcut bilim pratiği bu varsayımı sorgulamamıza yol açmamaktadır. Bu noktada Peirce'ın yanıtı, yine pragmatik yaklaşımını örneklemektedir. Ancak Peirce'ın bu konudaki yaklaşımını daha iyi anlayabilmek için, daha derinlikli bir soru sormalıyız: Bir şeye inanmak ya da ondan şüphe etmek ne anlama gelmektedir? 

İnanç ve Şüphe: İnanmak ve şüphe etmek edimleri arasında farklar vardır. 
  • İnanmak ve şüphe etmek esnasında yaşanılan duygu farklıdır.
  • Genellikle şüphe etmekten kaçınmamıza, şüpheden kurtulmaya çalışmamıza rağmen asla inandığımız için rahatsızlık duymayız. (inancımızı sarsan şeyle karşılaşana kadar)
  • En önemli fark ise inanmak ya da inanç oluşturmak bir alışkanlık iken şüphe etmek böyle bir alışkanlığın olmaması kesintiye uğraması demektir.
Soruşturma: Peirce soruşturmayı (bilimsel soruşturma) şüpheden kurtulma ve inancın o tatmin edici rahatlığına ulaşma süreci olarak tanımlıyor. 

Peirce'a göre Soruşturmanın Özellikleri: 
  • Uyaran: Şüphedir.
  • Bir Amaç ya da Sonuç:  Kanaatlerin bir karara bağlanması.
  • Yöntem: Bilimin ta kendisidir.
Peirce Descartes gibi köktenci şüpheye karşıdır. Bu tarz şüphe felsefecilerin şüphe yapıyormuş gibi görünmelerine sebeptir. Çünkü bilimsel sorgulama söz konusu olduğunda gerçeğin ve yaşananın içinden çıkan bir şüphe söz konusudur. Peirce’a göre her şeyden şüphe ederek bir soruşturmaya başlamak diye bir şey söz konusu olamaz. 

Öte yandan, bizim gerçek şüphelerimiz olabilir. Söz konusu gerçek şüpheler, bir belirsizlik durumu yaratan ve nasıl davranmamız gerektiğini bilemememize yol açan şüphelerdir. Peirce’a göre şüphe ederek bilimsel kesinliğe ulaşmak gibi bir ihtiyacımız olmamalıdır. Yapmamız gereken, sahip olduğumuz inançlarla işe başlamak ve gerçek şüpheleri gidermek üzere yola koyulmaktır. Zaman içerisinde inançlarımızı iyileştirmek ve gerçek şüphelerden arındırmaya çalışmaktır. İnançlarımız bizim için iş gördükleri sürece onları sorgulamak için de bir sebebimiz yok demektir.

Peirce'ın yaklaşımına göre sorgulamanın amacı kanaatleri bir karara bağlamak ve sabitleştirmektir. Doğruluğa ulaşmak değil. Bu itibarla pekala yanlış bir inançta da karar kılabiliriz. 

Doğruluk ve Gerçeklik: 
Pierce'a göre gerçeklik, doğru kanaatin öyle olduğunu söylediği şeydir. doğru kanaat ise daha sonra bilimsel araştırmalarca değişikliğe uğratılamayan kanaattir.
Bilgibilim anlayışına göre hatayı keşfetmek imkansız ise hatanın olduğunu söylemekte imkansızdır.

Pierce'a göre pragmatizm bir metafizik doktrini, şeylerin hakikatını belirleme çabası değildir, zor sözcüklerin ve soyut kavramların anlamını açıklığa kavuşturma yöntemidir.

Pierce'ın amacı düşünsel kavramları açıklığa kavuşturmaktır.

Peirce, bir şüphe ortaya çıkmadığı sürece tüm inançlarımızın doğru olduğunu düşünme eğiliminde olduğumuzu belirtir. Eğer şüphe ortaya çıkarsa, bir sorgulama başlar ve inancımız yeniden bir kesinlik / sabitlik kazandığında da sona erer. Bu andan itibaren inancımızın gerçekte doğru olup olmadığı ile ilgilenmeyiz. Peirce doğru ve yanlışı inanç ve şüphe terimlerine dayanarak açıklar.

Pierce'a göre fikirlerin açıklığa kavuşturulması söz konusu olduğunda karımıza çıkan düzeyler:
  • Bir fikirle aşina oluruz.
  • Fikrin tanımını ifade ederiz.
  • Fikri kavramamızın pratik alanda etkilerinin farkında oluruz.
Pierce'a göre dil, çocukken öğrendiğimiz ve başkalarına öğrettiğimiz toplumsal bir uzlaşımdan ibarettir.
William James'e göre her farklılık bir fark yaratmalıdır.

İşaretler: Canlılar dünyasında en ilkel olan iletişimden en karmaşık olanına kadar her alanda karşımıza çıkar. İşaretlerin en ayırıcı özelliği üçlü yapıya sahip olmalarıdır: dizim bilim - anlam bilim - kullanım bilim

İşaretlerin birbirleriyle olan bağıntıları, dizilimleri, hangi dizilimlerin bir dil oluşturduğu vb. konular dizim bilimin (sentaks); işaretlerin neyin yerine geçtikleri, neyi temsil ettikleri ve neye işaret ettikleri anlambilimin (semantik); işaretlerin o işaretleri kullanan ve yorumlayanlar için sonuçları ve etkileri ise kullanımbilimin (pragmatik) konusunu oluşturur.

Peirce bir işaret ile işaret edilen nesne arasında 3 farklı tür bağıntı olduğundan bahseder: 
  • indeks (bağlamsal göstergeler): Nedensel bağıntının işaret ile işaret edilen arasında mevcut bulmasıdır. Örneğin yanakta 5 parmak izinin olması o yanağa tokat atıldığına işarettir, duman ise ateşe işarettir.
  • ikon (görüntüsel göstergeler): İşaret ile işaret edilen arasında benzerlik olmasıdır.
  • semboller (simgesel göstergeler): İşaret ile işaret edilen arasında rastlantısal ya da uzlaşımsal bağıntının olmasıdır. Örneğin, kitap sözcüğünde okuduğumuz kitaba işaret eden hiçbir bağıntı yoktur.
Peirce yorumlayan olmaksızın hiçbir işaret bir nesneye işaret edemez. 
Bu durumda yorumlayanın 3 farklı türünü ayırt eder.
  • Duygusal Yorumlayanlar: İşaretlerle karşılaştığında yoğun bazı duyguları yaşayandır. Örneğin, futbol takımının renklerini taşıyan bir nesne görünce coşku hisseden taraftar. Söz konusu duygu da işarettir.
  • Enerjik Yorumlayanlar: İşaretlerle karşılaştığında belli fiziksel eylemleri gerçekleştirenlerdir. Örneğin, bir çavuşun emriyle belli hareketleri yapan askerler...
  • Mantıksal Yorumlayanlar: Peirce özellikle bu yorumlayan üzerinde duruyor. Öncelikle mantıksal yorumlayanların kendisi de işarettir. Örneğin bir sözcüğün sözlük anlamı mantıksal yorumlayandır ve bu da bir işarettir. Ancak işaret burada son bulmaz kendisi de başka yorumlayana gönderme yapan işarettir. Bu işaret etme sürecinin bir sonu var mıdır? Başka bir deyişle, nihai bir yorumlayan var mıdır? Bir düşünsel kavramın anlamını kuşatmak, anlamına hâkim olmak, mantıksal yorumlayanları bilmek ve en sonunda belli bir davranışsal alışkanlık geliştirmekten ibarettir.
Sonuç olarak, işaretlerin bir işaretler dizgesi içerisinde bir anlama haiz olduklarıdır. Diğerlerinden yalıtılmış olarak bir işaretin anlamından söz edilemez.

John Dewey (1859-1952)
John Dewey tüm yapıtlarında evrim kuramının sonuçlarını ortaya koymaya çalışmıştır. Dewey, temsile dayalı bilgibilimsel anlayışlara karşı çıkmaktadır. Dewey, her türlü düşünsel soruşturmanın, eninde sonunda bir tür problem çözme etkinliğine dayandığını düşünmektedir.

Temsile dayalı bilgibilimsel anlayışlara göre biz sadece zihnimizde doğrudan karşı karşıya olduğumuz içerikleri bilebiliriz ve nesnel olanla doğrudan karşı karşıya gelme olanağımız bulunmamaktadır.

Dewey'e göre biz insanlar, doğa ile etkileşimimiz içerisinde sürekli varsayımlar oluşturmakta, bunları sınamakta ve bu varsayımlar arzu edilir sonuçlar ürettiği ölçüde onları kullanmaya devam etmekteyiz.

Dewey'in bilgiye ve bilime yönelik yaklaşımına araçsalcılık adı verilmektedir.

Dewey, değerleri doğal bir biçimde açıklamaya çalışmakta ancak bireysel öznel tercihlere terk etmek istememektedir.

Eylemsizlik ilkesine göre madde, kendi hareket ilkesini kendisinde barındırmaz, sadece dışsal kuvvetlerin etkisinde hareket eder. Bu ilke belki de  fiziğin en temel ilkesidir.

Dewey'e göre mutlak anlamda değerli olan bir şeyden, akla dayalı bir sorgulamadan bağımsız olarak söz etmek mümkün değildir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Copyright 2013-2017 | İbrahim BAYRAKTAR /dev/null Web Günlüğü