2 Eylül 2014 Salı

Ortaçağ Felsefesi - Ioannes Scotus Eriugena

FELSEFE Ders Notları 2
Ortaçağ Felsefesi
Ioannes Scotus Eriugena

Ioannes Scotus Eriugena (810 - 877)

Eriugena'nın kelime anlamı "İrlandalı", "İrlanda'da doğmuş" demektir. Başka bir  şekilde ifade edilirse Eriugena, "Erin halkından doğan" anlamına da gelir. Ortaçağ’ın yegane İrlandalı filozofudur.

Eriugena, Karolenj döneminde İrlanda’dan Avrupa’ya göç etmiş olan çok sayıda bilginden birisidir. Kendisinden önce yaşamış olan önemli filozof/din adamlarının eserlerini Eski Yunancadan Latince'ye aktarmıştır ve bunlar üzerine çeşitli yorumlar yazmıştır. 

Ioannes Scotus Eriugena, bir Ortaçağ filozofu olarak,  Tanrı ile dünya arasındaki bağlantıyı kendisi için bir ilgi konusu yapmıştır. Bu bağlantının en belirgin tarzı, Tanrı gibi birlik sergileyen bir varlık ile dünya gibi çokluk barındıran bir durum arasındaki ilginin nasıl kurulabileceğidir. Bu birlik ve çokluk ilişkisi, nihayetinde insanın Tanrı'dan nasıl çıktığını ve O'na nasıl geri döneceğine ilişkin bir sorgulama süreci meydana getirir. Bu sorgulama sürecinin temelinde, tıpkı diğer bütün filozofların yaptığı gibi, hakikati arama kaygısı yatar.

Eriugena'nın da Tanrı veya yaratılış ile ilgili olarak sorduğu soruların tümü hakikatle, hakikat sorgusu ile bağlantılıdır.

Eriugena'nın Periphyseon başlıklı eserinin birinci kitabında, Usta şeylerin en başta ve temel ayrımının "olanlar" ve "olmayanlar" şeklinde söz konusu edilebileceğini ileri sürer . Bu ayrımın zihinlerde tam olarak belirginlik kazanabilmesi için de doğanın bu ayrımı kuşattığını ayrıca belirtir.

Eriugena için Varlık, akıl veya duyular aracılığıyla kavranılan herhangi bir şeydir. Bununla birlikte, akılla veya duyularla algılanamayacak olan türden var olanlar da bulunmaktadır. Bu var olanların en başında da Tanrı gelmektedir.

Ortaçağın neredeyse tamamını etkilemiş olan bu anlayışa göre Tanrı, hiçbir şekilde aklın veya duyuların nesnesi olamaz. Yaratılan aynı zamanda yaratan doğa diyerek ilahi idealardan bahseder.

Bu anlayış, Augustinus gibi bazı filozoflarda esnemiş ve daha yumuşak bir şekilde anlaşılmıştır. Bu anlayışla biçimlenen doğayı Eriugena, Periphyseon'da dörde ayırmaktadır: 
  1. Yaratan ve yaratılmayan doğa (Creat et non Creatur)
  2. Yaratılan ve aynı zamanda yaratan doğa (Creatur et creat)
  3. Yaratılan ve yaratmayan doğa (Creatur et non creat)
  4. Ne yaratan ne de yaratılan doğa. (Nec creat nec creatur)
Bu dört bölümleme aslında temel olarak ikiye indirgenebilir. Bu iki kısmın birinde Tanrı, diğerinde de O'nun yarattıkları yer alır. Nutritor'un ortaya koymuş olduğu ilk bölümlemede açık bir şekilde görülen, bu doğa türünün Tanrı olduğudur. 

Bir yaratıcı olarak Tanrı, her şeyin kendisinden meydana geldiği, dolayısıyla İlk ilke olarak görülen Neden'dir. O'nun ilk bölümlemede en dikkat çekici özelliği bir Yaratan olmasıdır. Daha önce de dile getirildiği gibi "Yaratıcı" özellik felsefeye çok sonraları girmiş bir durumdur. Özellikle Antikçağ felsefesinde "yoktan var etme" yani "yaratma" söz konusu değildi.

Tanrı'yı anlatan birinci ayrımda "yaratan ve yaratılmayan" yer almakla birlikte, gene Tanrı'yı işaret eden dördüncü ayrımda ise "ne yaratan ne de yaratılan" ifadesi göze çarpmaktadır. Buradan anlaşıldığı kadarıyla dördüncü ayrımda Tanrı artık yaratma eyleminden vazgeçmiş gibi durmaktadır.

Eriugena'nın Tanrı ve Yaratılış Anlayışı: Tanrı insanın en üstün özellikleriyle bile kavranamayacak yapıdadır. Yaratıcı olan tanrının ötekilik özelliği vardır. Tanrı nüfuz ve tarif edilemez bir varlıktır.

Tanrı, "zamanda başlangıcı olmayan" ve kendi varoluşu için "nedensiz" bir yapıdadır. Tanrı'nın, kendisinden önce ilişki içinde olduğu herhangi bir varlık söz konusu değildir. Böyle bir varlık olmuş olsaydı Tanrı'nın başlangıcı veya nedeni olurdu; oysa bunun tam tersi geçerlidir.

Tanrı, her şeyin doğasının bizzat yaratıcısıdır ve bu şekliyle de her şeyin Nedeni ve Başlangıcıdır. Bundan dolayıda doğanın ilk ayrımındaki yaratan ve yaratılmayan ile  Tanrı'nın kastedildiği açıktır.

Tanrı, sınırları belli olmayan bir varlıktır. Tam da bundan dolayı tanrı kendi kendisini kavramak veya tanımlamak bakımından yetersizdir. Kendisinin ne olduğunu bilemez; zira kendisi bir "ne" değildir. Herhangi bir var olan belli terimlerle tanımlanan sınırlı bir şeydir. Bilgi dediğimiz şey de bu tarz bir var olanın tanımı veya kavranışıdır. Tanrı, sonsuzluğu, sınırsızlığı nedeniyle bütün bu tarz var olanların ve bilginin üstünde yer aldığından O'nun kendisini bilmesi imkansızdır.

 "ne yaratılmış ne de yaratan doğa": Yaratılmamıştır; zira hiçbir şey tarafından bir etkiye maruz bırakılmamıştır. Yaratmayandır; çünkü her şeyin nihai hedef olarak kendisine döndüğü bir noktada artık herhangi bir yaratma eylemi içinde olması mümkün değildir. Her şey artık bizzat kendi ezeli ve ebedi akılları olan Tanrı'ya dönmüştür ve bu özelliklerinden dolayı da artık kendilerine yaratılmış (veya yaratık) denmekten vazgeçilmiştir.

Eriugena’ya göre bütün varolanlar, kendilerini yaratan Tanrı'dan uzaklaştıkları ölçüde yaratılmışlıklarını daha açık bir şekilde sergilemektedir.

Dördüncü ayrımda, bütün yaratılanlar Tanrı'da bir araya geleceklerinden onların yaratılmışlık özellikleri de ortadan kalkmış olacaktır. Bu durum, güneşin ortaya çıkmasıyla gözden kaybolan yıldızlarınki ile benzerlik taşımaktadır. Sonuç olarak, bu dörtlü doğa ayrımının ilkindeki Tanrı, yaratılanlar açısından bir Başlangıç; dördüncüsü de gene yaratılanlar açısından bir Son olarak düşünülebilir. Her iki durum da, yani Başlangıç ve Son, Tanrı'nın varoluşu bakımından dışarıda bırakıp yarattıklarına yüklediği özelliklerdir. Çünkü O Başlangıçsız ve Nedensizdir.

Eriugena'nın ikinci doğa ayrımı olan "yaratılan ve yaratan" doğa, anlaşılması bakımından diğerlerinden biraz daha güç bir ayrımdır. İlk bakışta burada anlatılmak istenilenin, yaratılmışlığın dan dolayı insan türü olduğunu düşünebiliriz.

Eriugena, doğanın ikinci ayrımı meselesini tartışırken, ilginç bir İncil yorumuna da imza atar. Hıristiyanların Kutsal Kitabı olan İncil'in başında "Başlangıçta söz vardı" ifadesi yer almaktadır.

Eriugena’ya göre Grekçedeki "logos" kelimesini "söz" olarak çevirmek seçeneklerden sadece bir tanesidir. Logos kelimesi aynı zamanda "akıl" veya "neden" anlamlarına da gelmektedir. Dolayısıyla "Başlangıçta akıl vardı" veya "başlangıçta neden vardı" demek de, ilki kadar geçerli olabilecek bir tercih kullanımıdır.

Eriugena, Tanrı'yı yaratılanların varlığı ile özdeşleştirdiği için panteist olmakla suçlanmıştır.

Periphyseon'daki dördüncü ayrıma genel olarak "analiz" adı verilmektedir. Bu süreci en iyi tarif edecek ifade "her şeyin nihai hedefi olarak tanrı vardır"

Analiz sürecini anlatırken Eriugena'nın başvurduçu kavramlardan ikisi Grekçedeki "füsis" (doğa) ve "ousia" (öz) ile  Latincedeki "natura" (doğa) ve "essentia" (öz) kavramlarıdır. Ona göre Grekler sıklıkla ousia için füsis kelimesini,füsis içinde ousia kelimesini kullanmıştır.

Ousianın uygun kullanımındaki anlamı özdür. Bu yüzden ousianın bulunduğu görülür veya görülmez bütün varlıklarda bozulma, çürüme veya azalma söz konusu edilemez.

Füsis kelimesi ise Grekçedeki "füomai" yani "doğuyorum"; "ekiliyorum" yada "meydana getiriliyorum" karşılıklarına sahiptir. Buradan hareketle diyebiliriz ki, kendi akıl sağlığı içinde devamlılık gösteren her varlık bir ousia'dır.

Eriugena’nın insan anlayışı ve insanın evrendeki yeri

Eriugena'ya göre yaratılış kesintisiz bir süreçtir ve bireysel olanın vücut bulmasıyla sonlanır. Bunlardan melekler maddi olmayan, insansa maddi varoluşu sergiler. İnsan hem hayvani hem Tanrısal özellikler taşıyan bir varlıktır; tek ve aynı akılsal ruh ile birleşmiş olan bedenden meydana gelir. Bu birleşmiş yapı harika ve anlaşılabilir bir şekilde ikiye ayrılır. Bunlardan bir tanesinin içinde insan, Yaratıcı (Creator)'nın imgesinde (imago Dei) ve benzerliğinde yaratılır. 

Yaratılış beş parçaya ayrılır: 
  1. bir yaratılan ya bir bedendir
  2. ya bir canlı varlık
  3. ya duyulanabilir varlık
  4. ya akılsal varlık
  5. yada zihinsel varlık.
Bu beş parçanın hepsi de her şekilde insanda bulunur. İnsanın Tanrı'nın simgesinde yaratılan kısmı ise ruhtur. Dünya insan için yaratılmıştır. İnsan Tanrı'nın Zihninde ezeli ebedi bir şekilde biçimlenmiş belli bir zihinsel kavramdır. Tanrı’nın zihninde belirlenmiş olan bir kavrayış olduğu için insan bilginin içine doğmuştur. 

Bilgi, ilahi ve insani olmak üzere ikiye ayrılır. İlahi bilgi, Yaratıcı Bilgelik’te bulunur ve bu bilgi bütün bir yaratılışı için birincil öneme sahiptir. Buna karşılık yaratılmış olan varlıktaki bilgi ikincil öneme sahiptir ve daha yüksek bilginin etkisini sürdüren bir karakteri bulunmaktadır. İçinde yaşadığımız dünya duyularımıza karşılık gelen bir dünyadır. Duyulanabilir nesne, kesin olarak belli bir zaman ve belli bir mekandadır; oluş ve bozuluşa tabidir. 
  1. Papa III. Honorius zamanında özellikle içindeki şu üç madde nedeniyle suçlanmış ve yargılanmıştır.  Her şey Tanrı'dır.
  2. İlahi İdealar yaratılmıştır ve yaratırlar.
  3. Dünyanın sonunda (kıyamette) cinsiyet farkı ortadan kalkacaktır. 
Bu ve benzeri yaklaşımları onun günümüze kadar süren etkisini güçlendiren önemli anlayışlardır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Copyright 2013-2017 | İbrahim BAYRAKTAR /dev/null Web Günlüğü