2 Eylül 2014 Salı

Ortaçağ Felsefesi - Anselmus ve Abelardus

FELSEFE Ders Notları 2
Ortaçağ Felsefesi
Anselmus ve Abelardus

Anselmus (1033-1109) 

Anselmus Tanrı'nın varlığına ilişkin ontolojik kanıtıyla tanınan Hıristiyan filozoftur. İtalyalıdır ama 1093’den sonra İngiltere’de Canterbury başpiskoposluğu yapmış ve orada ölmüştür.

"İnanmak için, anlamaya çalışıyorum" değil de "Anlamak için inanıyorum" tavrının başlatıcısı olan ve inanç - akıl ilişkisi söz konusu olduğunda, akıl karşısında inanç ya da imana, bilgi karşısında da otoriteye öncelik veren Hıristiyan düşünürdür. Proslogion adlı eserinde Augustinus’un “anlamak için inanıyorum” önermesini almış, inancı akıl ile temellendirmeye çalışmıştır. Anselmus’un bu çabası, skolaztizmin, akıl ile inancı birleştirmeye çalışmasının bir göstergesidir. 

Anselmus, yargıların mutlağı olmalıdır der. Örneğin iyi varsa mutlak iyi de olmalıdır. Varlık varsa mutlak varlık da olmalıdır. Bu düşünce yoluyla Tanrı’nın varlığı ispatlanmış olur. Anselmus’un, bir başka Tanrı kanıtlaması da şöyledir; Tanrı en yetkin varlıktır. Tanrı’nın var olmadığını düşünürsek, bir yanıyla Tanrı eksik kalmış olur. Oysa Tanrı’nın tanımı en yetkin varlık olduğudur. Demek ki Tanrı vardır. Anselmus, Augustinus'un ilk günahın bütün nesiller boyu sürdüğü düşüncesini kabul eder.  

Anselmusun Tanrı kanıtlamasına Ontolojik Tanrı kanıtlaması denir. Tanrı kanıtlamasına Ontolojik Tanrı Kanıtlaması denmesinin nedeni, onun aşırı gerçekçi yaklaşımıdır.

Skolastizmin bu ilk döneminde din ve felsefe uzlaştırılmaya çalışılmıştır. Dinsel kavramlar, akılla açıklanmaya çalışılmış ve bunun için Platon’nun kavram realizmi kullanılmıştır.

Platoncu görüşü benimsiyordu. İnsani bilginin kaynaklarının akıl ve iman olduğunu düşünmekteydi. İman bütün bir insan araştırmasının başlangıcı olmalıdır diyordu. 

Anselmus, Monologion’u kaleme aldıktan sonra Tanrı’nın varoluşunu kanıtlamak için daha basit bir yol olup olmadığını düşünmeye başlar. Bu düşünceleri onu çok basit bir Tanrı kanıtlamasını oluşturmaya yöneltir. Proslogion adlı eserinde okuyucuyu yönlendirirken Tanrı kanıtlamasını inşa edeceği yolu da belirlemiş olmaktadır. Bu kanıtlama, Tanrı sevgisi ve Sezgi aracılığıyla gerçekleşecektir. 

Anselmus Tanrı kanıtlamasında Augustinus'u takip etmiştir. Augustinus Tanrıyı tarif ederken kendisinden daha iyisi düşünülemeyecek olan, Tanrı hem akılda hem gerçeklikte vardır demiştir.  Kanıtlama akılda başlar ve ilahi aydınlanmanın yardımıyla devam etmektedir. 

Gaunilon Anselmusa karşı çıkmıştır. Gerçekliğe ulaşamayız ve Aptal Namına adlı eserinde bunu bir aptal söyleyebilir. Ama Tanrıyı algılayabildiğinden daha fazla algılayamaz demiştir.  

Anselmus buna savunma yapmıştır. Tanrı olmaması düşünülemeyecek olandır, gerçeklikte bununla zorunlu olarak biçimlenir demiştir.  

Anselmus tümeller tartışması çerçevesinde gerçekçi bir filozoftur.  

Tümeller Tartışması: 11YY ve 12YY'da doruk noktasını bulmuş bir problemler yumağıdır. Problemin asıl kaynağı Porphyrios'un Isogoge isimli eseridir. Burda tümel olarak anılan ve Aristotales'in ikincil töz adını verdiği tür ve cinslerin durumunu sorgular. Tümel varmıdır, varsa nerdedir, maddimidir gibi soruları yorumlamıştır. Tümeller tartışmasına en etkili yorumu Boethius getirmiştir. Sonrada Porphyrios getirmiştir. 

Anselmus'un Ahlak Anlayışı: Augustinus gibi hakikatın bir başı ve sonu yoktur, hakikat tanrıyla özdeştir der. Hakikat sadece tanrı tarafından bilinir. Doğruluk irade, düşünce, eylem ve şeylerde söz konusudur. Doğruluk duyunun nesenesi olmadığı için sadece akıl tarafından algılanır.  

De veritate adlı eserinde hakikat, doğruluk, adalet değiş tokuş edilen kavramlardır der. Adalet iradenin doğruluğuyla ilgilidir. İrade düzgünse doğruluk bulunur. İradenin 3 anlamı vardır:  
  1. İsteme gücü ve yetisidir.
  2. İsteme gücünün eğilimi veya etkilenimidir. 
  3. İsteme eylemidir.
İrade her zaman doğruyu tercih etmemiz için kullanılan bir güçtür. Bazan yanlış tercih yaparız bu irade özgür demek değildir. İrade doğruluğun kendisi için doğruluğun devam etme gücüdür. O yüzden bencil olup isteniyor diye yanlışa gidilmemelidir. 

Anselmus’un ahlak anlayışı, büyük ölçüde ilahi dayanakları olan bir anlayış sergilemektedir. Anselmus, Tanrı’nın hüküm sürdüğü insan aklına boyun eğerek özgür bir iradenin gerçekleşebileceğini düşünmektedir. Akıl, zaten en başından itibaren ilahi egemenliği kabul ettiğinden özgürlüğün de ilahi otoriteye uygun bir biçimde ortaya çıkması kaçınılmazdır. Anselmus’a "Skolastisizmin Babası" adı verilmiştir. En yoğun tartışmalarda bile aklın ve düzgün düşünmenin önemini yansıtan bir ciddiyet içinde olmuştur. En büyük özelliği ise Augustinus’tan devraldığı anlayışla inşa ettiği Tanrı kanıtlaması olmuştur.

Abelardus (1079-1142)

Pierre Abelard (Petrus Abelardus) Fransız skolastik düşünürü, tanrıbilimci; dil, diyalektik ve ahlak filozofu. Tümeller sorununa getirdiği çözüm ve diyalektiği özgün kullanım biçimiyle tanınan Fransız ilahiyatçı ve felsefeci. Ayrıca şiirleri ve Heloise ile yaşadığı aşk macerasıyla da ünlüdür.

Abaelardus'un yaşamı üstüne oldukça geniş bilgi vardır. Bunun başlıca nedeni ünlü Historia Calamitatum (Bir Mutsuzluk Öyküsü, 1988) adlı yapıtında kendi yaşamına oldukça geniş yer vermiş olmasıdır. Ailesinin beklentisinin aksine Fransa'da felsefe, özellikle de mantık eğitimine yöneldi. Felsefede karşıt uçları temsil eden öğretmenleri Compiegne'li Roscelin ve Champeaux'lu Guillamue ile sert tartışmalara girişti. Roscelin, tümellerin birtakım sözcüklerden ibaret olduğunu öne süren adcı (nominalist) düşünürlerdendi. Guillaume ise Paris'te tümellerin gerçekten var olduğuna inanan bir tür Platoncu gerçekçiliği savunuyordu. Abaelardus kendi mantık yazılarında bağımsız bir dil felsefesini başarıyla geliştirdi. Sözcüklerin anlamlı bir biçimde nasıl kullanılabileceğini gösterirken, bir yandan da fiziğin alanına giren şey'lerin (res) doğruluğunu kanıtlamakta dilin tek başına yeterli olmayacağını vurguladı.

Dil felsefesi ve mantık  "Tümeller Tartışması" nı başlatmış, mantık konusundaki temel çalışması Logica Ingredientibus (Yeni Başlayanlar İçin Mantık / Porphyrios Üstüne Yorumlar) aracılığıyla özgün bir dil felsefesi ve mantık kuramı geliştirmiştir 

Abelardus da Tanrıbilim, tanrıbilime ilişkin düşüncelerini ise ortak izleklerini tanrıbilimin temel kavramlarından biri olan "üçleme" nin oluşturduğu Theologia Summi Boni (En Yüce İyinin Tanrıbilimi), Introductio ad Theologiam (Tanrıbilime Giriş) ve Theologia Christiana (Hıristiyan Tanrıbilimi) adlı yapıtlarında sunmuştur.

Abelardus temelde her şeyin tikel olduğunu düşünmekteydi. Abelardus’a göre tümellerin şeyler/nesneler olmadıkları açıktır.

Abelardusa göre doğada ikili bir ayrımdan söz edilir.bunlar anlama gücü ve duyulardır.duyular bedeni kullanır fizik nesnelerdir. Akıl ise soyutlama gücünü yerine getirir.bedene gereksinim duymaz.

Abalerdusa göre Aklın oluşturduğu 2 tip davranış vardır der. Birisi bulanık ve geneldir insan gibi. Diğeri bir tikeli işaret eder isim gibidir. Örneğin Sokrates

Abelardus genel kavramların soyutlama aracılığıyla inşa edildiklerini söyler. Soyutlama bir şeyin bir özelliğini görüp diğerlerini görmemesi demektir. Mesela kırmızı elma = yuvarlak tatlı sulu kırmızı. Fakat aklımızdan sadece kırmızı geçerse diğer özelliklerini soyutlamış oluruz.

Abelardus'un Tümel Öğretisi: Porphyrosun sorularını cevaplıyarak şu şekilde özetler:
  1. Cinsler ve türler varmıdır..Abalerdusa göre tümeller kavramlar olarak sadece zihnimizde vardır. Gerçek şeyleri imlerler. 
  2. Tümeller cisimsel midir yoksa cisimsiz midir. Tümeller sözcükler olarak kaldıkları sürece cisimsel ve duyulunabilirler.ancak birbirine benzeyen pek çok bireyseli imleme yetenekleri yüzünden cisimsizdirler.  
  3. Tümeller duyulunabilir şeylerdemi yoksa onların dışındamı vardır. Tümeller duyulunabilir şeylerin formlarını imledikleri sürece şeylerin içinde var olurlar. Ancak somut kavramları imlediklerinde tıpkı ilahi akıldakiler gibi duyulunabilir dünyanın ötesinde yer alırlar. Aristotales ve Platon haklıydı bu durumda. Aristoteles haklıydı çünkü tümellerin duyulanabilir şeylerde bulunduğunu iddia etmiştir. Platon haklıydı çünkü tümellerin duyulanabilen dünyadan bağımsız bir şekilde var olduğunu söylemiştir.  
  4. Bir tümel tarafından imlenen bireysellerin tümü ortadan kalktıysa tümel anlamını devam ettirirmi. Mesela gül yoktur desek gül yok olurmu. Olmaz yoktur demek bile onu konuşturur.
Abelardus hiçbir zaman dine ve dinin temel olgusu olan inanca indirgenemez. Akla değer verişi, bir antik çağ düşünürü kadar akla dayanışı, insanın ancak akıl varlığı olmasıyla ahlak fenomeninin var olacağını öne sürmesi, diyalektiğe verdiği büyük önem bunu bize açıkça göstermektedir. 

En başta günah kavramını ele almıştır. Günahın bireysel yönüne dikkat çekmiştir. Günah: Bilerek ve istiyerek tanrının kendisine ve onun emirlerine karşı helmektir.  

Abelardusa göre eylemlerimizden önce en önemlisi içimizdeki niyettir.niyet eylemden önemlidir. Günah kötü niyetlerden sonra ortaya çıkar.niyetimizin iyimi kötümü olduğu tanrının buyruklarında yazar. 

Abelardusun ahlak öğretisi öznel ahlaktır. Bireysel niyet vardır temelinde.  

Abelardusa göre insan tanrının iradesi hakkında herhangi bir bilgiye sahip değilse ve eylemleride imanın emrettiklerine uygun değilse o zaman bu insanın günah işlemekte olduğunu söyleyemeyiz.

Abelardusa göre tümel sözcüklerin akılda meydana getirdikleri zihinsel imgelerin en genel özellikleri  karmaşık ve genel kavrayışlar olmalarıdır.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Copyright 2013-2017 | İbrahim BAYRAKTAR /dev/null Web Günlüğü